23 Kasım 2011 Çarşamba

((slayt izle)) MİLLİ (!) EĞİTİM // ŞEBNEM ÖZBEK



sebnem ozbek <ssebnemenator@gmail.com>
23 Kasım 2011 16:19

 MİLLİ (!) EĞİTİM





Mustafa Kemal Atatürk 1925'te "Türk ulusu vereceği eğitimi, mektep ve medrese olarak pay edemez. Eğitim birliği sağlanmadan aynı düşünce ve anlayışta bireyler yetiştirmek mümkün değildir" sözünden hareketle eğitim birliğini oluşturmuş; bizzat kendisi tarafından yazdırılan ve 1940'lı yılların sonuna kadar okullarda okutulan kitaplarda tarih bugünden çok farklı bir tarzda öğretilmiştir. Onun yazdırdığı tarih kitabında Osmanlı'nın küçük bir aşiretten, bir dünya imparatorluğuna ulaşmasını; devlet bütçesinde açık vermemesi, dışsatımın her zaman dışalımdan fazla olması, bilime ve sanayileşmeye önem vermesi ile açıklanırken; gerileme ve çöküş döneminde bunların tam tersinin yaşandığı eğer bilim, sanayi ve teknolojide üstünlük kuramazsak askeri alanda da üstünlüğümüzün gittikçe zayıflayacağı ve sonumuzun Osmanlıdan farkının olmayacağı şeklinde anlatılmıştır.

Onun ölümünden sonra ise, tarihten ders alarak ileriye yönelmenin ilk adımının, okullarda verildiğini ve bunda da Türkiye'nin kısa sürede büyük bir başarı sağladığını gören emperyalist Amerika; Atatürk'ün yazdırdığı bu kitabın okutulmasını engelleyerek tarihinden habersiz, yapılan hataları bilemediği için ders alamayan nesiller yetiştirmemizi sağlayacak bir müfredatı, yıllar boyunca uygulamamızı sağlamıştır.

Bu uygulamanın başlangıç tarihi 1949'dur. Günaltay Hükümetinin Milli Eğitim Bakanı Hasan Tahsin Banguoğlu, Türkiye ile Amerika arasında Eğitim Komisyonu Kurulması ile ilgili olarak “Fulbright” Anlaşmasına imza atmıştır. Anlaşmanın özellikle 5. maddesi çok önemlidir: "Komisyon 4'ü Türk, 4'ü Amerikan olmak üzere 8 üyeden kurulacaktır. Komisyonun fahri başkanı Amerika'nın Türkiye Büyükelçisi olacaktır. Komisyonda oyların eşit olması durumunda kesin kararı; Komisyon başkanı yani Amerikan Büyükelçisi verecektir."

Bu 4 Amerikan vatandaşının Türkiye’nin değil Amerika’nın çıkarları doğrultusunda bir müfredat hazırladığı, günümüz gençliğinden belli olmaktadır. İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olduğu dönemde imzalanan bu anlaşma ile Amerika; eğitim sistemimizin nasıl olacağına, hangi derslerin okutulacağına karar verdiği gibi, Amerikan yanlısı kadroların tohumlarını da atmış oldu. Aynı zamanda Türkiye'deki okul ve yükseköğrenimlere Amerika'dan uzman kişiler gönderilecek ve onlar eğitim vereceklerdi. Türkiye'den de Amerika'ya öğretim görevlileri gönderilebilecekti. Bu anlaşma ile Milli Eğitim Bakanının dahi inisiyatifi kalmamıştır.

Bu anlaşmanın ardından binlerce Türk; Amerika'ya eğitilmek ve etkilenmek amacıyla gitti, binlerce Amerikalı da Türkiye'ye eğitmek ve etkilemek amacıyla geldi. Tabi bu Amerika'ya gönderilenler dönüşte, üst düzey devlet memuru olarak işe yerleştirildi. Bu kişiler etkilendikleri ve eğitildikleri gibi; Atatürkçü, yurtsever kadroları tasfiye edip; yanlarına kendileri gibi kişileri getirdi. İnönü bu durumu “Bir görev veriyorum sonucu bana gelmeden, Washington'un haberi oluyor. Sonucu memurlardan önce sefirden öğreniyorum.” diyerek itiraf etmiştir. Bugün birçok alanda olduğu gibi eğitimde de Türkiye'nin ilk dönemlerindeki atılımın ve milli ruhun olmayışının nedeni budur. Amerika'da eğitim görüp etkilenmeyen çok az sayıdaki insan ise; hak ettikleri ilgi ve mevkilere sahip olamamıştır.

Sakın bu konuda sadece İnönü'yü suçlamayın. O anlaşmanın imzalanmasına olur vererek ilk adımı atmıştır. Sonraki gelişmeler bize gösteriyor ki o anlaşmayı, İnönü imzalamasaydı Menderes imzalardı. Bu konuda 1949 yılından bu güne kadar gelen tüm hükümetler suçludur. Çünkü bu anlaşma hala yürürlüktedir! Hatta bu anlaşmaya istinaden Amerika'nın isteği doğrultusunda Eğitim sistemimizle ilgili en az bu anlaşma kadar kötü birçok adımlar atılmıştır. İnönü'nün açtığı kapıyı örneğin; muhafazakâr ve merkez sağ parti olan Adalet Partisi ve Başbakan S. Demirel daha da genişletmiştir. 1970'lerde İmam Hatiplilerin de içinde bulunduğu üniversite mezunlarına, 4 aylık hızlandırılmış kurs sonunda öğretmen olma hakkı tanınmıştır. Aynı hakkı gene merkez sağ partisi ve Demirel'in öğrencisi Çiller de 1996 yılında vermişti. Bugün öğretmenlik eğitimi dahi almamış kişilerin yetiştirdiği çocuklar 30'lu yaşlarındadır.

Bir başka örnek ise Milli Eğitim Geliştirme Komisyonuyla ilgili. 1994 yılında eğitim hayatımıza giren Milli Eğitim Geliştirme Komisyonunun 60 personelinden 40'ı Amerikalıdır.

AKP iktidarı da dâhil bugüne kadar bizi yöneten bütün iktidarlar sayesinde öğrencilerine; sadece sınıflarındaki talebeler olarak değil, geleceğin anne babaları olarak bakan ve Atatürkçü bir nesil olarak yetişmelerini sağlayan gerçek öğretmenlerin sayısı gittikçe azalmıştır.

Bakınız geçtiğimiz yıl bu öğretmenlerden biriyle tanışma ve sohbet etme fırsatını yakaladığımda bana, mesleğinin ilk yıllarında Suriye sınırımıza yakın bir ilçede yaşadığı bir olayı şu şekilde anlattı: “Bir gün öğretmenler odasında sınav kâğıtlarını okuyordum. Bir yandan da kız öğrencilerin yanlış olan cevaplarını silip, sınıfı geçecek notu alacak şekilde düzeltiyordum. Öğretmenler odasına giren bir beyin bu durum dikkatini çekmiş. Neden kız öğrencilerin sınav kâğıtlarını değiştirdiğimi sorduğunda cevabım şu oldu: ‘Bu kızlar eğer sınıfta kalacak olurlarsa babaları okuldan alıp 12-13 yaşında evlendirecek. Ama sınıflarını geçerlerse evlilik yaşları en az 15-16 olacak. Hem en tembel öğrenci bile derste mutlaka bir şeyler öğrenir.’

Yarım saat kadar sonra okul müdürümüz beni yanına çağırdı. Öğretmenler odasında ne yaptığımı sordu. Sınav kâğıtlarını okuduğumu söyleyince müdür ‘Peki bir bey gelmiş yanına ona ne söyledin’ diye sordu. Öğretmen Okulundan yeni mezun olmuştum. İdealist bir yapıya sahiptim. Gençliğin verdiği güçle kızgın bir şekilde ‘Size beni mi şikâyet etti o bey’ deyince, müdür; o beyin müfettiş olduğunu yanına gelip kendisine ‘Müdür bey benim sizi teftiş etmeme gerek yok sizin zehir gibi gencecik öğretmenleriniz var kendisine teşekkürlerimi iletin’ dediğini anlattı.

İşte kendilerini yakma pahasına gençleri aydınlatma isteği ile dolu, sayıları gittikçe azalan Mustafa Kemal’in öğretmenlerinden biri ile yaptığım kısacık sohbet.

Ne yazık ki bugün Milli Eğitimimiz Atatürk'ün "Efendiler; yetişecek çocuklarımıza görecekleri eğitimin sınırı ne olursa olsun her şeyden önce; Türkiye'nin bağımsızlığına, kendi benliğine, ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmenin gereği öğretilmelidir" sözlerini benimsemiş öğretmenlerin tasfiyesi için çalışan, Atatürkçü düşüncenin tam tersinin hâkim olduğu bir anlayışa sahip öğretmenlerin, kadrolaşmasını sağlayan Amerikalı uzmanların elindedir. Maalesef bugünkü AKP iktidarı da dâhil geçmiş hiçbir hükümet; bu durumu düzeltmeye çalışmamış, Amerika’ya “Fulbright anlaşmasını yürürlükten kaldırıyorum. Gelecek nesillerimin eğitimini kendim belirleyeceğim” diyememiştir.

Atatürk ilke ve devrimlerini genç nesillere öğretmek için çaba harcayan Kemalist öğretmenlerin sayılarının çoğalması umuduyla; başta annem ve babam olmak üzere tüm Atatürkçü öğretmenlerin bu mutlu günlerini kutlarım.

ŞEBNEM ÖZBEK

23.11.2011

 


--
YA YOLUNDA YÜRÜRÜZ..
YA BU UĞURDA ÖLÜRÜZ..
 
 
ŞEBNEM ÖZBEK
 
 


--
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız:
Google Grupları "pınarslayt" grubu.
İlginc buldugunuz POWER-POİNT (SLAYT-PPS) yayinlandigi gruptur. Sizinde paylasacaginiz slaytlar varsa gonderin. mutlaka eki slayt olsun
*Herkese açık web sitesi*
http://groups.google.com/group/pnarslayt
*E-posta*
pnarslayt@googlegroups.com
 
 
 
kaliteli slayt grubu
 
 
 
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/pnarslayt?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin