7 Şubat 2012 Salı

((slayt izle)) KANLI KANSIZ // ŞEBNEM ÖZBEK



sebnem ozbek ssebnemenator@gmail.com
7 Şubat 2012 11:00

Türkiye 1994 yılında alenen bir değişim sürecinde olduğu ve bu değişim sürecinin nasıl olacağına, şartların karar vereceği bir beyanla karşılaştı.

 

Erbakan'ın bahsettiğim bu beyanı ne idi: "Türkiye Refah Partisi ile Adil Düzen'e geçecek, bu kesin şart. Geçiş dönemi yumuşak mı olacak, sert mi olacak, tatlı mı olacak, kanlı mı olacak? 60 milyon buna karar verecek. Biz diyoruz ki, bu geçişi tatlı yapalım, bu geçişi barış içinde, bu geçişi yumuşak yapalım"

 

Şurası bir gerçektir; ne bizim ülkemizde ne de dünyanın herhangi bir yerinde, hiçbir egemen sınıf, gönüllü olarak elindeki güçten vazgeçmez. Bu yüzden egemen sınıfın egemenliğinin; güç zoruyla bir başka sınıf tarafından elinden alınması gerekmektedir. Nitekim Atatürk'ün 1923'te yaptığı da egemenliğin el değiştirmesi, yani bir karşı devrimdi. Karşı devrimlerin başarıya ulaşması için; güce olduğu kadar; halk desteğine ve inancına da ihtiyacı vardır. İşte Atatürk'ün gerçekleştirdiği karşı devrimin başarısının temeli; orduyu elinde bulundurması kadar, halkın desteğine de sahip olmasından kaynaklanır.

 

Görünen o ki; AKP hükümeti dönemince ve özellikle A. Gül'ün Cumhurbaşkanlığına seçilmesi ile bu geçiş dönemi; Erbakan'ın bıraktığı yerden yola koyuldu. Yabancı basında; "Laik Cumhuriyet" tanımlamalarının yerini "Ilımlı İslam Cumhuriyeti" söylemi; bu hükümet döneminde almaya başladı.

 

Geçiş döneminin; kanlı mı kansız mı, yumuşak mı sert mi olacağına, laik kesimin karar vereceği aşikârdır. Eğer laik kesim sindirilir ve sessizleştirilirse geçiş mümkün olduğunca yumuşak ve kansız olacaktır. Bu nedenle karşıt devrimcilerin ilk sindirdiği basın olmuştur. Ellerindeki mevcut sermaye ile kendi medyasını yaratmış, karşıt sesleri ise susturmayı becerebilmiştir. Bildiğiniz gibi AKP içindeki milletvekilleri dahi; devlet bankasından alınan kredi ile ve ihale dahi yapılmadan bir medya kuruluşun Erdoğan'ın damadının çalıştığı şirkete satılmasına bir açıklama getirememektedirler.

 

II. Cumhuriyetçilerin hedefi topyekûn bir değişimdir. Nitekim bu işe Anayasa ile başlamak öncelikleri arasındadır. Bu konudaki pek çok deneme o dönem henüz ele geçirilemeyen yargı organının ve sesi henüz tam kısılmamış laik kesimin karşı çıkması ile neticeye ulaşamasa da “darbe” söylemleri ile yaratılan korku imparatorluğunda yeni anayasa çalışmaları “çoğulcu katılım” safsatası eşliğinde tekrar gündeme getirilmiştir.

 

Günümüz karşı devrimcilerinin; egemen sınıf olan laikleri bertaraf edip yerine geçmeleri için, bir orduya ve halk desteğine ihtiyaçları vardır. Türk Ordusuna sürekli saldırmalarının ve onu yıpratmak için çaba harcamalarının, asit kuyuları gibi asparagas haberlerle halkın gözündeki saygınlığını yitirmelerini sağlamalarının nedeni, TSK'nın içine sızma konusunda yeterince başarılı olamamalarıdır. Bugün Ergenekon davası iddianamesinin sulandırılarak iktidara muhalif herkesi kapsayan yapıya büründürülmesinin nedeni de aynıdır.

 

Türk Ordusu her şartta ve koşulda I. Cumhuriyetçilerin yani; Atatürk Cumhuriyetinin ordusu olma kararlılığını gösterdiğinden; bir yandan onu yıpratmak ve sindirmek için basından yararlanırken, diğer yandan özel yetkili mahkemeler eliyle yargı bu işe alet edilmiştir. Ancak ne yazık ki 12 Eylül Amerikan darbesi nedeniyle halkın orduya karşı olan duyguları AKP iktidarı tarafından çok iyi kullanılmış 1. Cumhuriyetçiler dahi orduya yönelik kara propagandaya kayıtsız kalmıştır.

 

Halk desteğinin ise; Menderes döneminde gerçek bir destek olmadığını, halkın Atatürk kazanımlarına daha çok önem verdiğini gördükleri için, gene basın aracılığıyla halk; özellikle Atatürk'e karşı kışkırtılmakta, laiklik dinsizlikmiş gibi topluma lanse edilmeye çalışılmakta, milli birlik ve bütünlüğümüzün harcı olan ve bugünlere nasıl ve ne koşullarda ulaştığımızı gösteren milli bayramlar tırpanlanmaktadır.

 

Çünkü başta da söylediğim gibi hiçbir egemen güç mevcut statüsünü barışçıl bir şekilde bir başka güce teslim etmez. İşte o gün geldiğinde; halkın yanlarında olması için bugünden kışkırtma ve kutuplaşma çalışmaları son hızla devam etmekte halk; laik dindar, Kürt Türk, Atatürkçü olan olmayan, bizden olan bindirilmiş kıta olan diye ayrıştırılmaktadır. Geçmişte Atatürk ile din; iki farklı kavram olmasına rağmen, birbirine alternatifmiş gibi gösterilmiş; karşı devrimciler tarafından, kutuplaşma bu noktadan başlatılmıştır. Günümüzde ise bununla yetinmemekte Mustafa Kemal’in diktatörlüğüne kadar varan iftiralar kullanılmakta, onun yetiştirdiği nesil için “dinsiz” tanımlamasında bulunulmaktadır.

 

Günümüzde karşı devrimcilerin demokrasiyi araç olarak kullandıkları tren son hızla yol almaktadır. Buna “dur” diyecek olan ise demokrasinin; muhalefetin susturulması anlamına gelmediğini bilmesi ve görmesi gereken ve Atatürk ilke ve devrimlerinin kurtuluşumuzu sağlayan değerler olduğu bilincinde vakıf halktır.

 

ŞEBNEM ÖZBEK

07-02-2012



--
YA YOLUNDA YÜRÜRÜZ..
YA BU UĞURDA ÖLÜRÜZ..
 
 
ŞEBNEM ÖZBEK
 
 




--

Görüş, düşünce ve iletileriniz için aşağıdaki iletişim ağını kullanabilirsiniz

Saygılarımla

kotanlartr@googlegroups.com

 http://groups.google.com.tr/group/kotanlartr?hl=tr

 


--
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız:
Google Grupları "pınarslayt" grubu.
İlginc buldugunuz POWER-POİNT (SLAYT-PPS) yayinlandigi gruptur. Sizinde paylasacaginiz slaytlar varsa gonderin. mutlaka eki slayt olsun
*Herkese açık web sitesi*
http://groups.google.com/group/pnarslayt
*E-posta*
pnarslayt@googlegroups.com
 
 
 
kaliteli slayt grubu
 
 
 
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/pnarslayt?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin