4 Şubat 2012 Cumartesi

(MADENCİYİZTR) her yerde HES var..!!! SULARIMIZ DA ELİMİZDEN ALINIYOR.!


                                         SULARIMIZ DA ELİMİZDEN ALINIYOR
    Boşa akıyor’ bahanesiyle akarsularımız da yerli, yabancı tekellerin açılımına sunuluyor. Özelleştir me İdaresi Başkanlığı tarafından satış tahtasına konan iki yüz elliden fazla akarsu kaynağı ve HES (Hidro Elektrik Santrali) ilk etapta özelleştirmeye tabi tutularak halkımızın malı, kamu malı olmaktan çıkartıldı. Daha önce Manavgat suyunun İsrail’e pazarlanacağı biliniyordu. Artık ülke kaynaklarının sata sata bitme aşamasına gelmesinden sonra, sıra elde kalan ve halkın yaşam kaynağı sulara geldi. Bunun da halkın boğazını kurutmak demek olduğu ortada… Kiralama yoluyla el değiştiren akarsular üzerine yapılacak HES’lerle ülkenin su kaynakları da pazarlamaya açılmış oldu. Bu arada özel sektöre kiralamak yolu ile devredilecek HES sayısının 1700 olduğu açıklamaları yapılmaktaysa da sayı çok daha fazla; binlerle ifade ediliyor. Akarsularımız enerji santrali kurulması gerekçesiyle ve elektrik enerjisindeki dar boğaz öne sürülerek, %3’lük bir katkı uğruna elden çıkarılıyor. Su kaynakların üzerine kurulacak HES’ler için milli parkların, yaban hayatı koruma alanlarının ve su sporu (rafting) alanlarının bulunması da durumun yasa ve yasak tanımazlığını ortaya koyuyor.  
        Kitle örgütlerinin tepkileri
    Akarsular üzerine kurulacak HES’lerle ilgili olarak yapılan proje çalışmalarının ilk planda; Antalya’da 59, Isparta’da 56’ya yükseldiği Türkiye Su Meclisi Yürütme Kurulu ile TTKD (Türkiye Tabiatını Koruma Derneği) yetkililerinin açıklamalarından anlaşılıyor. Özelleştirme İdaresinin 52 adet HES için teklif verme süresinin 19 Şubat 2011’de biteceği ilan edilmişti. Sonuç ne oldu belli değil; halkımız bütün bu sonuçları ne yazık ki yandaş medyanın karartma- ları nedeniyle öğrenememekte. Bu da halkın suyunun da ticari meta haline getirilmesi, ülkenin atar damarlarının kurutulması demektir. Bütün dereler, akarsular halkımızın elinden alınarak yerli, yabancı şirketlere ya kiralanacak ya da yasa değişiklikleriyle satılacak. Çünkü şu anda ki yasalar bu alanların, yani doğal kaynakların, doğal zenginliklerin satışına olanak vermemek tedir. Sadece kiralanma söz konusudur. Anayasa’nın 168.ci maddesi doğal varlıkların satışını engelliyor. Karadeniz’de kurulacak HES’lerle bölgenin akarsuları ve dereleri kurutulacak ve bir süre sonra Karadeniz çölleşerek çevre felaketinin yaşanması söz konusu olacaktır. Bunun bilimsel açıklamaları, yetkilileri hiç de ilgilendirmemekte, kısa erimli çözümler halkın gözünü boyamak için sürdürülüyor.
        Akdeniz’i besleyen sular da kurutulacak
    İşte Karadeniz’i besleyen su kaynaklarının üzerine yapılacak sınırsız HES’ler nedeniyle Karadeniz’in çölleşmesinden sonra bu kez, Akdeniz’de kendisini besleyen akarsulardan, derelerden yok sun kalacaktır. Su kaynaklarının yerli tekellerin iştahını kabartmasının yanında yabancı anglo-Amerikan şirketlerinin, İsrail firmalarının iştahlarını da kabartmaması düşünüle mez. Zaten yerliden yabancılara geçiş kolay bir rant halinde. Yine konuyla ilgili, demokratik kuruluşların açıklamalarından HES yapılacak akarsular; Kovada, Boğa Çayı, Köprüçay, Alakır Çayı, Kargı Çayı gibi sularla Kıbrıs Deresi gibi doğal yaşamı koruma alanlarının olduğu anlaşılıyor. Türkiye genelinde ise 17000’den fazla HES’in yapılacağı bu açıklamalara ekleniyor. Bir akarsu üzerine 20’den fazla HES’in kurulması projelendirilmiş. Böyle olunca bu rakamın 20.000’in üzerine çıkabileceği yapılan açıklamalarda yer alıyor. Oysa enerji seçenekleri açısından ülkemizin rüzgâr ve güneş enerjisi olanakları yeteri kadar değerlendiril miyor. Almanya ve gelişmiş ülkelerin bu kaynakları %20’nin üzerinde kullandıkları bir gerçek. HES’in kurulacağı söz konusu edilen ve projelendirildiği belirtilen akarsu kaynakları- nın bazıları: Antalya’da: Dim Çayı, Balıkçayı, Gönendere, Alakır Çayı (2 adet), Manavgat Çayı (3 adet), Boğa Çayı, Gevne Çayı (2 adet), Aksu Çayı, Finike Çayı, Gömbe Çayı, Akçay Deresi, Aykırtça Deresi, İtice Deresi, Taşatan Dere, Kuru Dere, Çürüş Çayı, Karaman Çayı, Kıbrıs Deresi, Karpuz Dere, Çenger Dere, Koca Dere, Ağva Çayı, Kocaçay, Kargı Çayı, Cerle Dere, Köprüçay, Aksu Deresi, Küçük Çay, Kargı Çayı, Alara Çayı, Alara Çayı, Doyran Çayı, Demre Çayı. Isparta’ da: Kartoz Çayı, Isparta Çayı, Ağlasun Çayı, Çukur Çayı, Gökpınar, Gelen Çayı, Kovada Çayı, Küçüksu Deresi, Aksu Çayı, Köprü Irmağı, Elsazı Çayı. Muğla Kargı Çayı, Yukarıçay (2 adet), Kar gıcık Deresi, Kargı Çayı, Eşen Çayı, Kızıldere, Çayhisar Deresi, Yukarıçay, Eşen Çayı, Seki Çayı, Delikpınar Ulaşdere, Karaçay Çayı, Çal Dere, Derin Deresi, Dikilitaş Deresi, Sarhoş Çayı olarak düşünülmekte olduğu yine bu kuruluşlar tarafın dan kamuoyuna açıklanıyor. Bu yoksul halkın sularıyla oynamak, onu gözden çıkarmak ülke nin kan damarları, kılcal damarlarını kurutmak demektir.                                                                                                   
 
         Her yerde HES var!
    İki haftada üç inşaatın yürütmesini durduran yargı kararlarına rağmen HES'ler hız kesmiyor. Sularını kaybetmek istemeyen köylülerin son çığlığı da Korkuteli'nden yüksel di. Korkuteli'nin Sülekler köyünde yapılacak HES'e karşı köylülerle bir araya gelen Antalya Isparta Burdur Dereleri Gönlünce Aksın Platformu üyeleri ortak mücadele kararı aldılar. 1700 nüfuslu Sülekler köyünde inşaatı başlatılmak istenen HES öncesi, köylülerle bir araya gelerek bölgeyi inceleyen grup üyeleri, Sülekler Köyü Muhtarı Kerim Doğan'dan bilgi aldılar. Köyün tek su kaynağına kurulmak istenen HES için suların vadiden alınarak köyün 200-300 m. yukarısına çıkarılacağı bilgisini öğrendiklerini anlatan Doğan, "ekmek kapımızı bizden almak istiyorlar ama ne ben, ne de köylüm bu suyu asla vermeyece- ğiz" diye konuştu. Sülekler Çayınının 3500 dönümlük meyve bahçelerini suladığını vurgula- yan Doğan, Küçükköy, Büyükköy, Yazır, Bayatköy, Datköy, Köseler, Esenyurt, Garkın gibi tarımla uğraşan yöredeki diğer köylerin de HES'ten etkileneceğini öne sürerek, "çayın suları iki köyü geçtikten sonra Korkuteli barajında toplanıyor. Korkuteli Barajı Antalya’nın ve Türkiye’nin en yoğun meyve bahçelerinin bulunduğu Korkuteli ovasında bulunan tüm köyle- rin bahçelerini suluyor. Toplam nüfusun 40 bine yaklaştığı Korkuteli ve köylerinde binlerce dönüm meyve bahçesi ve tarım alanları bulunuyor" dedi. Geçtiğimiz hafta yüklenici firma yet kililerinin inceleme yapmak için köylerine geldiğini anlatan Doğan, “Köyün muhtarı olarak ne bana, ne de köylülere hiçbir bilgi vermeden köyümün sularını almak istemeleri bize haksız lıktır” dedi.
        Herkes HES’lere karşı ayakta!
    Toplantıda konuşan Türkiye Su Meclisi Yürütme Kurulu Üyesi ve TTKD (Türkiye Tabia- tını Koruma Derneği) Antalya Şube Başkanı Hediye Gündüz ise Türkiye’de yaklaşık 1700 HES planlandığını ancak hangi dereye kurulursa kurulsun buna köylülerin muhalefet ettik- lerini dile getirdi. HES'lerin amacının sanıldığı gibi enerji üretmek olmadığını savunan Gün- düz, dünyada artık enerjinin alternatif kaynaklardan elde edilmeye başlandığını, buradaki asıl amacın suların satılması olduğu görüşünü yineledi. Önümüzdeki yıllarda küresel ısınma sonu- cu en kıymetli şeyin su olacağını dile getiren Gündüz, köylülerin vereceği mücadelede yanla- rında olacaklarını belirterek, "uluslararası karteller yaptırdıkları bilimsel araştırmalar sonucu bu bilgilere ulaştı ve sudan para kazanmak için suları şimdiden ele geçirmek istiyorlar. Tür- kiye ve Antalya haritasını önüne koyan hükümet de bu istekleri yerine getirmek için ne kadar dere varsa hepsini planlamış, ancak bu uygulama Türkiye’nin sonunu getirecek bir uygula- madır. Şu anda Rize’de, Muğla Yuvarlakçay’da, Erzurum Tortum’da, Gümüşhane Torul’da, Kumluca Alakır’da, Loç Vadisinde, yöre insanları tıpkı sizler gibi ayakta ve herkes HES’lere karşı mücadele veriyor" şeklinde konuştu.
        Parasız su kullanımı hakkı
    Yurtsever Cephe Antalya örgütü adına konuşan platform üyesi Dr. Levent Tunçel de, ülke nin bütün kaynaklarının uluslararası şirketlere satıldığı nı, şimdi sıranın sulara geldiği söyledi. Suya ulaşmanın ve kullanmanın bir hak olduğunu ve de parasız kullanılması gerektiğini anlatan Levent Tunçel, Dikili belediyesinin bir uygulaması sonucu 10 tona kadar suyun parasız kullanımının mahkemelerce de karar altına alındığını örnek olarak anlattı. Platform katılımcısı Antalya ORKOOP Bölge Birliği Tem. Hikmet Yılmaz da "Hes’ler birer doğa tahripçi ve hak gaspçısıdır. Bu amaçla sizin mücadelenize sonuna kadar destek olacağız, yanı nızdayız" dedi. Toplantı, önümüzdeki günlerde imza kampanyası ve miting yapılması ve dava açmak üzere hukuki çalışmalara başlanması kararıyla sona erdi.                        
        Dereler ve kurbağalar çekilirse, insanlık sona erer
    İnsanoğlunun acımasız ve ölçüsüz bilim dışı tutumu, doğa tanımaz yaklaşım cahilliği sonucu dünyanın  ekolojik dengesi alt üst olmuş durumda. Sanayideki gelişmeler hiç çevreyi gözetmeden sürdürülürse, atıklar derelere boşaltılırsa insanoğlunun kılcal damarları sayılan dereler kurur ve içinde barındırdığı tüm doğal organizmaların arasında en önemli canlı olan kurbağalar da yaşamdan koparak dünyanın dengesinin bozulmasına neden olur. Toprağın en büyük beslenme kaynağı olan dereler, sanki onun saçları gibi capcanlı, bütün hücrelerine yayılarak yaşam verir.
        Toprak kimyasallarla özelliğini yitirmiş durumda
     Teknolojik gelişmeler nedeniyle toprakta kullanılan kimyasal ürünler insanlığın geleceğini tehdit ettiği gibi, tarımın sözde yüksek verim uygulamasına yöneltilmesi, sanayi atıklarının derelere boşal- tılması ve kurutulan dere yataklarının yapılaşmaya hoyratça açılması hızla bitirilmekte olan doğal yaşamın canlı organizmasız kalmasına ve bizi, büyük kuraklığı yaşamaya sürükler. Tarihin en büyük kuraklığını yaşayan Avustralya, bütün topraklarından kimyasal tarım uygulamalarıyla dereleri çekilmiş Avrupa, ABD tarımının yüzde ellisinden fazlasını üreten California Eyaleti ve ABD, hiçbir kontrol olanağı bulunmadan her türlü kimyasalı toprağa boca ederek küreyi yok ediyor. Toprağın kıl- cal damarlarını oluşturan dereler ise, bu kirlenmeden nasibini alıyor. Derelerin en büyük yaşam kayna- ğının oluşmasına neden olan kurbağalar da yaşamdan çekilmekte ve doğal dengeleri de bozulmakta. Erkek kurbağaların dişi haline dönüşmesine yol açmakta. Bu da uygulanan kimyasalların ne kadar ge -netik tehlikeler içerdiğinin ve insanlığı tehdit eder boyuta geldiğinin göstergesi.
        Özelleştirmelerle yaşamın kılcal damarları da bitiriliyor
    İşte ülkemizde son uygulamalarla gözden çıkarılmaya başlanan dereler üzerine HES’lerin kurulması ve derelerin 22 yıllığına kiraya verilmesi insanın kanını dondurmaya yetiyor. Ancak bu durum karşısında çevrecilerin ve köylülerin ayağa kalkması olaya halkın rıza göstermeyeceğinin bir yansı- ması. Yakın dönemde 250 HES projesinin ihalesinin ortaya çıkması üzerine çevre örgütleri; TSMYK (Türkiye Su Meclisi Yürütme Kurulu) ile TTKD’yi ( Türkiye Tabiatını Koruma Derneği) harekete geçirmiş; Antalya, Isparta ve Burdur’u kapsayan ‘dereler gönlünce aksın’ platformu çatısı altında bir araya gelerek mücadele kararı almışlar. Herşeyin özelleştirmelerle birer meta haline getirildiği bir ortamda, dünyanın hiç kirlenmemiş ve en doğal tarım toprakları olan ve dereleri tertemiz akan kaynak- ları gözden çıkarılmak üzere. Bu topraklar üzerinde bundan böyle ne dereler kalacak ve ne de kurba- ğalar! Yaşamın kılcal damarları kuruyacak ve ona can veren kurbağalar çekilecek. Eğer yaşamdan dereler ve kurbağalar çekilirse, insanlık sona doğru kayar. Şayet bir ülkenin can damarları dereleri gözden çıkarmak ve kurbağalarımızı yok etmek istemiyorsak, bu gidişe dur demek zorundayız.
        Su savaşları kapıda
    Bu arada, gelecekte petrol yerine su savaşlarının yaşanacağını açıklayan kitle örgütü yetkilileri, Türkiye genelinde 17000 den fazla HES’in daha devreye gireceğini ve bundan çok büyük endişe duyduklarını belirtiyorlar. Türkiye’nin de imza koyduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, “biyolojik çeşitliliğin kendi başına taşıdığı değerin ve biyolojik çeşitlilik ile bunun unsurlarının ekolojik, sosyal, ekonomik, genetik, bilimsel, kültürel ve estetik değerlerinin farkında olarak plânlanmalıdır” demekte- dir. Günümüzde birçok yaban yaşam zenginliğini kaybeden Türkiye, kalanları da yok etme riskini HES’lerle üstlenmiş olacaktır. Özellikle uluslararası kuş göç yolları üzerinde bulunan ülkemiz, risk altındaki birçok türler barındırmaktadır. Yapılacak HES’lerin gölleri ve akarsuları yok edecek ya da en aza indirecek olması yaban yaşama vurulabilecek en büyük darbe sayılmalıdır. HES’lerin yapılacağı bazı alanlarda köyler ve yerleşim alanları sular altında kalacak, halk yerleşim yerlerinden ayrılmak zorunda bırakılacak ve kültürler de hem dereler ve hem de kurbağalarla birlikte yok olacaktır.
        HES’ler  Karakulak’ı (Anadolu Vaşağı) ) da vuracak
    Finike ilçesinin Akçay deresi üzerinde kurulması düşünülen HES ve sulama suyu projesi üzerine, yöre köylüleri Gökbüklüler direnişe geçerek bu projelere karşı çıkmaya başladılar. Ayrıca Gökbük çevresinin anıt ağaçlar ve endebik bitki örtüsü bakımından yörenin en fazla öne çıkan alanlarından birisi olarak bilindiği bir gerçek. Gökbük köyü muhtarının anlatımlarından anlaşıldığına göre, iki adet HES’ in etüt çalışmaları yapılmakta.
        Karakulak (Anadolu Vaşağı) yok olacak
    Araştırmanın çevre ve doğal doku dikkate alınarak yapılması ve köylerinin uygulamadan zarar göreceğinin açık olduğunu ve bunun göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyorlar. Son zamanlarda vadide bölge halkının, kulağının arkasındaki siyah çizgiler nedeniyle ‘karakulak’ olarak adlandırdığı Anadolu Vaşağı’nın çok sık görüldüğünü ve bölgenin onun yaşam alanı olduğunu, şayet santral yapılır sa soyu tükenmekte olan bu canlı türünün artık tamamen biteceğine dikkatleri çekiyorlar. Finike ovası nın sulanması gerekçe gösterilerek yapılmak istenen HES’lerle, yörenin doğa ve kültür dokusunun ortadan kalkacağı belirtiliyor. Oysa bu ovadan geçen iki akarsu boşu boşuna akarak Akdeniz’e dökül mekte… Gökbük’ün Antalya’nın önemli bir doğa ve kültür merkezi ve Akdeniz kuşağındaki özgün yerleşimlerden birisi. ‘Buradaki kültür dokusu ve ekosistem HES’lerle yok edilmemeli’ şeklindeki açıklamayla, hem TSYMK ( Türkiye Su Meclisi Yürütme Kurulu) ve hem de TTKK (Türkiye Tabiatı nı Koruma Kurulu) yetkileri ile diğer demokratik kuruluş ve uzmanlar yakın gelecekte yaşanacak tehlikelere kamuoyunun dikkatini çekiyorlar.
        Akdeniz’in koynundaki cennet
    Akdeniz’in koynuna saklanmış bir cennet köşe olan Gökbük, aynı zamanda eşsiz doğa güzelliğine sahip bir kanyonu da bünyesinde barındırıyor. Üzerine HES yapılacak olan Akçay deresinin 4 köy ve 3 mahalleye ve Gökbük kanyonuna da hayat verdiği ortada iken, bu santralle artık burada bütün doğal yaşam olanağının biteceği tartışılmaz bir gerçek olarak ortaya konuyor. Ülkenin bütün doğal yapısı ya yerli ve yabancı maden şirketlerinin yağma alanına ya da çok yıldızlı oteller, villâlar ve elit kooperatif kuruluşlarına terk edilirken, bir de son zamanlarda yeni moda haline gelen konutlarla (rezidans) AVM’lerin de bu yağmaya katılmaları yürek yakıyor. Ancak tek tük kalan bu doğa harikası cennet köşelere, yöre halkının ve köylülerin sahip çıkma bilincinin toplum kuruluşlarının son yıllardaki duyarlı katkı ve desteği ile büyük bir yükseliş göstermeye başlaması yine de son derece sevindirici bir teselli. Özellikle HES’lere karşı Karadeniz halkının başlatıp bütün yurda yayılan hareket, her alandan kuşatılmış olan yurdun, büyük bir çıkar sömürüsü altında tükenişine katlanamayan halkımızın isyanı…  İnsan, yıkımın kendi alanına gelince ayılmanın olumsuzluğunun da mutlaka aşılacağını duyumsamak istiyor. Belki bazı gerçekler bunu da hızlandıracak. Tıpkı Tekel direnişinde yaşananlar gibi… Şu anda HES’lerle yaşananlar halkımızın henüz tümünün bilinç gündemine düşmüş değil. Ancak bu demek değil ki, bilincin gecikmesi söz konusu olacak. Mutlaka bu da aşılarak Kaz Dağları ve Turgutlu-Çaldağı orman katliamı, Bergama-Ovacık altın madeni tahribatı, Sinop ve Mersin’de nükleer santral dayatması, Fırtına Deresi ve Yuvarlak Çay’daki HES inadı, Kürecik füze kalkanı yükselen bilinci ve isyanı arttırmakta. Yakın bir gelecekte halkın gündemine hızla düşmesi ise kaçınılmaz olacak.
        Atlas Dergisi’nde Yer Alan Karakulak
    İlk kez Atlas Dergisi’nde yayınlayarak Anadolu Vaşağı’nı (Karakulak) gündeme getiren ve 2002 yılında Antalya Termossos’da görüntülemeyi başaran fotoğraf sanatçısı Ali Murat Atay’da bir anlamda bu canlının bölgede yaşadığı gerçeğini vurgulamaktadır. Termossos yakınlarındaki küçük bir dere yatağında, kayalıklardan geçerken, fotoğraf makinesinin deklanşörüne bağladıkları misinaya takılan Karakulak’ın çok sayıda görüntüsünü çekmeyi başardıklarını ayrıca, bu bölgede varlığının uzun yıllardan beri bilindiğini ve ilk kez Atlas dergisinde 2002 yılında yer verildiğini açıklamalarına ekliyor. Gökbük Kanyonu, yerli yabancı turistlerin vazgeçilmez uğrak yerlerinden birisi. Her yıl bölge ye çok sayıda turist hem kanyonu görmek ve hem de Karakulak’a rastlayabilmek için, onu fotoğraf makinelerine aktarabilmek amacıyla kamp yapmakta. Bu kadar güzel bir cennet köşesini sadece elektrik üretimini ve bu üretim merkezlerini 22 yıllığına önce yerli taşeronlara sonra yabancı kartellere pazarlamaya çalışmak ve bu uygulamalar karşısında halka söz hakkı tanımamak, olacak şey değil. Gerçek bir demokrasi halkın sözünün değer taşıdığı, görüşlerinin egemen olduğu, kendi kararlarını yine kendisinin alabildiği bir sistemdir. Sadece yönetim mekanizmasındakilerin doğruyu bilmeleri olanaklı olamaz. Böyle bir dayatma kabul edilemez, halka karşın yürütülmeye çalışılan küresel ekonomik kurallara biat anlamı taşır. İşte bu nedenle halkın dayatmalara karşı direnci artarak, tepkisi ise süreklilik kazanarak devam ediyor. İstanbul’un akciğerleri sayılan Belgrat Ormanları, Çamlıca, Sarıyer Tepeleri, Beykoz Ormanları, Şile Ormanları, Terkos ve Ömerli Su Havzaları, Ayamama, Kâğıthane ve Göksu Deresi gibi daha birçok güzelliğin yaşamından sessizce koparılıp alınmış olmasından sonra halkımız, son kalan Ok Meydanı, Taksim Koruluğu gibi nefes aldığı yerlerin AVM’ ye, dev beton yığınlarına dönüşmesine izin verilmemeli.                                            
        ‘Denizlerimizi aldınız, dereleri asla!’
    Karadeniz’den yükselen bu ses, tüm ülke gündemine yerleşti. Artık tüm ülke genelindeki 1200’den fazla “SİT“ alanı, mevcut “SİT Kurulları”nın yetki alanından alınarak Çevre ve Orman Bakanlığı’nın oluşturacağı kurullara devrediliyor ve yürürlükte olan SİT kararları yeniden düzenlenmek üzere ortadan kaldırılıyor. Kurullar da bürokratlardan oluşunca ve içinde Maden Genel Müdürü ile Çevre ve Orman Bakanlığı bürokratları yer alınca, bundan böyle SİT alanlarının ilânı iktidarın söz ve karar kapsamındadır.
        Kurul 20 kişiden oluşuyor
    Yasa üyeleri; “Bakanlık Müsteşarının veya görevlendireceği Müsteşar Yardımcısının başkanlığında, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Md., Çevre Yönetimi Genel Md., Ağaçlandırma ve Erozyon Genel Md., Orman Genel Md., Özel Çevre Koruma Kurumu Bşk., Devlet Su İşleri Genel Md., Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Md., Tarımsal Araştırmalar Genel Md., Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Md., Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Md., Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel ,Md., Enerji İşleri Genel Md., Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Md. veya bunların görevlendireceği yardımcı- ları ile çevre ekolojisi ve biyolojik çeşitlilikle ilgili dört akademik temsilci, doğa koruma alanında faaliyet gösteren Bakanlıkça belirlenecek sivil toplum kuruluşlarından iki temsilciyle toplam yirmi kişiden oluşur” şeklinde belirliyor.
        Amaç, sit engelini aşmak
    Ayrıca; “Kanunun yürürlüğe girmesi ile doğal veya tabii sit olarak tescil ve ilan edilmiş olan alanlar ve tabiat varlıkları ile ilgili her türlü tasarruf Çevre ve Orman Bakanlığına geçeceği için bu alanlarla ilgili her türlü dokümanın Çevre ve Orman Bakanlığına devrinin sağlanması gerekir...” demek suretiyle, önceki SİT kurullarının yetkisi kaldırılıp; işler iktidar uygulamalarına terk ediliyor. Amaç yağmalanan maden alanlarındaki SİT engellerini de aşmak. Kaz Dağları, Turgutlu Çal Dağı, Bergama-Ovacık, Ödemiş Havzası, Kozak Yaylası, Erzene vadisi, Fıtına Vadisi, Çanak kale-Ayvalık-Edremit arasındaki 17.000 km2. lik SİT alanı gibi daha sayısız sit alanı yerli yabancı maden şirketlerinin iştahına sunulacak. Rekabet Kurulu, 05.07.2010 tarihinde; 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 7. mad. ve yine 1998/4 sayılı Tebliğ’e göre; Elektrik Üretin Anonim Şirketi (EÜAŞ)’e ait 18 grup olarak özelleştirilmesine karar verilen hidroelektrik santrallerinin devredilmesi onaylandı.
        Manavgat’tan sonra sular da satılıyor
    İlk etapta Kovada1 Kova da 2, İvriğ ve Kayaköy HES’leri elden çıktı. Sırada: Işıklar, Visera, İznik, İnegöl, Cerrah, Sutçu, Turunçova, Finike, Haraklı, Hendek, Pazarköy, Akyazı, Bozüyük, Bünyan, Çamarlı, Bozkır, Ermenek, Göksu, Anamur, Silifke, Mut, Bozyazı, Derinçay, Zeyne, Değirmendere, Kuzuculu, Karaçay, Bayburt, Çemişgezek, Girlevik, Devre, Kayadibi, Erkenek, Kernek, Besni, Derme, Malazgirt, Varto, Otluca, Uludere, Engil, Hoşap, Koçköprü, Erciş, Kiti, Telek ve Arpaçay HES’leri yer alıyor. Manavgat’ın İsrail’e satılmasından sonra, suların satılması endişesi gündemi sarmıştı ve nihayet o de gerçekleşiyor. Dereler, akarsular üzerine HES yapımı hızla gerçekleşiyor. Dereler de halkın elinden alınıyor. Bugüne kadar dereler ve akarsular üzerinde toplam 225’in üzerindeki HES’in önce kullanma hakkının özelleştirildi.
        Direnişler örgütleniyor
    1-4 Temmuz 2010 tarihleri arasında İstanbul’da yapılan “Avrupa Sosyal Forumu”na “Antalya, Burdur, Isparta Dereleri Gönlünce Aksın Çevre Platformu” gönüllülerinin katılımı halkın özgüvenini arttırmış ve halk önce “Fırtına Deresi”nde büyük bir direniş sergilemiş, Yuvarlak Çay’da yapılacak HES’e karşı direniş simgeleşmiş ve derelerine, akarsularına sahip çıkmıştı. Doğu Karadeniz, Ege ve Akdeniz köylerinin kurduğu “ Derelerin Kardeşliği”, “Solaklı Vadisi ve Ekolojik Yaşamı Koruma Derneği” gibi çok sayıda demokratik örgütle çelik gibi direndiler. Sadece Rize’de 500’e yakın HES projesinden 35’inin yapıldığını ve Uzungöl, İkizdere, Fırtına Vadisi’nin elden gitmekte olduğunu görüyor. Suların kesildiğini gözlemliyor ve Bakanı’nın; “Ağustosta tabii sular azalır!” şeklindeki açıklamalarını, çevreye verilen yürek dayanmaz tahribatı acı içinde izliyor. Zira Karadeniz derelerinin suyunun daha önce hiç kurumadığını, azalmadığını onlar çok iyi biliyor. Antalya-Gömbe beldesinde Uçarsu’ya kurulmak istenen HES’e karşı verdiği direnişle tarihin onurlu sayfalarına geçmiş durumda. Altınova’da halk, çiçekçilik, sebze ve meyvecilik yaptığı birinci sınıf tarım alanlarındaki dereleri korumak için “Antalya Altınova Tarım Alanlarını Koruma Derneği” ile bu direnişleri örgütleyebiliyor artık.
        Ülke ekonomisi dibe vurdu 
    Ülkede ilk etapta, 1700 HES’in yapılacak olması ve 5 ile 17 bin HES lisansının verildiği açıklama- ları çevreciler tarafından yapılıyor. Çığlıkara Sedir Ormanı, Kaz Dağı, Kozak Yaylası, Çal Dağı, Erzene Yaylası, Bergama Ovacık, Fırtına Vadisi ve göller yok edildi. İnsan olanın bu durum içini yakıyor. Halkımız da, “Denizlerimizi Aldınız, Derelerimizi Asla!” yazılı pankartlarını, dağa taşa asıp haykırıyor. Bir ülkenin ekonomisi kılcal damarları olan derelerinin satışını gerektirecek kadar dibe batmışsa o ülke ne yaparsa yapsın artık belini doğrultamaz.                                           Orhan Özkaya