5 Ocak 2010 Salı

((slayt izle)) Kumda dev çizgiler... Nazca'nın sırrı

 

Dilden dile söylenti başlıyor: 

“Kumlu arazide dev şekillerin çizimleri varmış”

İspanyol "conquistador" Pizarro tarafından İnka İmparatorluğu'nun yıkılışıyla birlikte, yani yaklaşık 16. yüzyılın ortaların­dan itibaren, Latin Amerika'da bir efsane başını almış yürümüştü: Hemen herkes. Güney Peru'nun And Dağları'yla Pasifik Okyanusu arasın­da sıkışıp kalmış çöl yaylalarındaki devasa geometrik şekillerden söz ediyordu. Yüzlerce metre genişliğin­deki 9 parmaklı maymundan, 40 metrekarelik bir alana yayılmış örüm­cekten, 300 metre uzunluğundaki kuş şekillerinden... Üstelik tümü hayvan figürleriyle sınırlı değildi. Biraz daha kuzeyde, tepeleri süsleyen birkaç ki­lometre uzunluğundaki ok şekillerine rastlandığı da belirtiliyordu. Ama bü­tün söylenenler rivayetten öteye geç­memişti. Çünkü, bu şekilleri gören bir tek kişi bile yoktu. Bazı gezginler bunlardan söz etmiş; bazılarıysa, baş­kalarına aktarmış ve böylece Nazca'nın sırrı doğmuştu. Yani kumlu arazideki dev şekillerin sırtı...

 

İlk fotoğraflar 1939 yılında çekiliyor

Nazca asırlarca konuşuldu, ancak bu konudaki en somut adım 1939 tari­hinde atıldı. Peru'nun başkenti Li­ma'nın 400 kilometre güneyindeki Nazca bölgesinin üzerinde gözlem uçuşu yapan Amerikalı arkeolog Paul Kosok, bu şekillerin gökyüzünden ilk fotoğraflarım çekti. Böylece insanlık bu "geoglif” lerle tanışmış oldu.

Geoglif Yunanca kökenli bir kelime. Eski Yunanca'da toprak anlamı­na gelen "ge" ve kazınmış anlamında kullanılan "gluphe" kelimelerinden türetilmiş. Paul Kosok'un fotoğraflarından beri, bilim dünyası şu sorula­rın yanıtım arıyor: Bu dev şekilleri kim, nasıl ve hangi amaçlarla çizdi?

 

Varsayımlar

Soruyu açıklamaya yönelik ilk var­sayımlar, gerçek anlamda hayal gücü­nün ürünüydü. Bu çizgilerin, başlan­gıçta "Kolomb-öncesi Latin Ameri­ka'da düzenlenen ilk olimpiyatların atletizm pistleri olduğu iddia edildi. Başkaları bir adım daha ileri gittiler ve onların büyücü şamanların gizemli işaretleri olduğunu ileri sürdüler. Ta­bii, astroloji uzmanları da kendi üstle­rine düşen katkıyı yapmakta gecikme­diler. Maymun, kuş ve fok gibi hay­van şekillerinin dev bir yıldız falı ol­duğunu söylediler. Onlara göre, bu dev hayvan şekilleri, günümüz burç­larından çok farklı değillerdi.

 

Erich von Daniken: “uzay gemilerinin iniş pistleri”

Ancak, Nazca'nın sırrını popülerleştiren isim Alman "new age" yazar­larından Erich von Daniken oldu. 1968 yılında kaleme aldığı "Tanrıla­rın Arabaları" adlı araştırma kitabın­da, bu dev şekillerin uzaylı zekâsının ürünü olduğunu öne sürdü. Ona göre, yamuk biçimindeki ana şekiller, basit bir biçimde uzay gemilerinin iniş pistleriydi. Ancak, uzaydan gelen ve gelişmiş bir teknolojiye sahip bu ya­bancılar, yerel halk tarafından "tanrı­lar" olarak kabul görmüşlerdi. İşte o nedenle, daha sonra bu gökyüzünden gelen tanrılarla iletişim kurmak için kumun üzerine, büyük çoğunluğu hayvan figürlerinden oluşan dev şe­killer çizmişlerdi.

 

Cahuachi kazıları geogliflerin sırrını aydınlatmaya yetecek mi?

 

Bilimsel çalışmalar başlıyor. Ama açıklamalar yetersiz kalıyor

Nazca için ilk bilimsel açıklama, Alman matematikçi Maria Reiche'den (1903-1998) geldi. 1946 yı­lında Nazca yakınlarındaki San Pablo kasabasına yerleşti ve ölene dek orada yaşadı. Hemen tüm bilimsel kariyerini geogliflere adamıştı. Yine onun sayesinde, Nazca'nın dev şekil­leri, UNESCO tarafından "Dünya Mirası" kategorisinde koruma altına alındı. Maria Reiche, öncelikle bu çizgilerin nasıl çizildiği sorusuna bir açıklık getirdi. Ona göre, kumun da­ha koyu olan üst tabakası kazınmış ve böylece alttaki daha açık bir taba­ka ortaya çıkarılmıştı. Ona göre, şe­killer Güneş'in, Ay'ın ve bazı yıldız­ların pozisyonunu yansıtıyordu. Ve insanlara ne zaman ekinlerini ekme­leri, ne zaman tarlalarını sulamaları ve ne zaman ekini toplamaları gerek­tiğini hatırlatıyordu. Ne var ki, daha kuşkulu bilim adamlarına göre bu kuram, bir bakıma dev okları ve düz çizgi biçimindeki şekilleri açıklıyor­du, Ama özellikle hayvan figürlerin­den oluşan görüntüler konusunda ye­tersiz kalıyordu. Öte yandan, düz çiz­giler hemen bütün yönlere kaydırıl­mıştı. Nitekim daha sonra bilgisayar aracılığıyla yapılan hesaplar, şekiller ve çizgilerin sadece yüzde 20'sinin astronomik pozisyonlara uygun düş­tüğünü gösterdi. Kısacası, Maria Reiche'nin kuramı belki olayın bir yö­nünü aydınlatıyordu, ama kesinlikle tümünü değil...

 

Kazılarla ortaya çıkarılan mezarlar

Nazca'nın sırrı bu noktada tıkanıp kalmıştı. Eğer, geogliflerin yaklaşık 12 kilometre kuzeybatısında ortaya çıkarılan Cahuachi kazılan olmasay­dı, belki de mesele unutulup gidecekti. Ancak, İtalyan mimar ve arkeolog Guiseppe Orefici, bu bölgede gerçek­leştirdiği kazılarda çok sayıda eşyayı gün ışığına çıkardı. Söz konusu olan 24 kilometre kare genişliğinde dev bir nekropol idi ve buraya tahminen 20 bin ile 30 bin kişi gömülmüştü. Ortaya çıkarılan çok sayıda mumya, süs eşyası, müzik aleti gibi eşyaların arasında bulunan iki şey İtalyan arke­ologun dikkatini çekmişti. Üstlerinde geogliflerdeki çizgileri anımsatan şe­killerin bulunduğu seramik vazolar ve asıl önemlisi bir mezarda ortaya çıkarılan ölü töreni mantosu...

Bu eşyalar, karbon 14 testi ile M.Ö. 5. yüzyıldan M.S. 6. yüzyıla kadar tarihlendirilebiliyordu. Yani, burada bir uygarlık tam 1000 yıl bo­yunca varlığını sürdürmüştü. Bölge­nin çöl topraklarını mesken tutan söz konusu topluluk, günümüzde "Nazcalılar" diye anılıyor. 

Mezardan çıkan 500 bebek işlemeli manto

Biz yine konumuz açısından ölü töreni mantomuza dönelim. Bu 2000 yıllık mantonun kenarlarına 500 tane küçük bebek işlenmişti. Bu bebekle­rin bir kısmı müzik aletleri çalıyor, diğerleri de ellerini havaya açmış bir şekilde dans ediyorlardı. Her bebeğin yaptığı hareketi bir başkası izliyordu. Bebeklerin davranışları bir ölü göm­me ritüelini çağrıştırıyordu. İşte bu noktadan hareket eden İtalyan arke­olog, Nazca geogliflerinin dinsel bir ritüeli simgelediği tezini geliştirdi.

 

Nazcalılar kimdi?

Ona göre Nazcalılar, barışçıl, ama koyu dindar bir topluluktu. Mumya­ların arasında, bir tane bile düşman mumyasına rastlanmaması, onların savaşçı olmadığının somut bir kanı­tıydı. Yazıyı, büyük bir olasılıkla ta­nımıyorlardı. Ancak, sanatta ve asıl önemlisi, geometri konusunda çok ileriydiler. Hem de, kenarları 110 metre uzunluğunda ve 20 metre yük­sekliğinde piramitler inşa edecek ka­dar ustaydılar. Kazılarda ortaya çıkan bir başka ilginç nokta ise, bulunan tüm eşyalarda ortak paydanın su ol­masıydı. Kurak, hatta çöl denecek bir iklimde varlıklarını sürdüren Nazca­lılar için su çok önemliydi. O neden­le, sarmal biçimde kuyular oluştura­rak gelişmiş bir su iletişim şebekesi oluşturmuşlardı. Şebekeden, bazı ci­var köyler ve kasabalar bugün bile yararlanıyorlar. Bu noktadan hareket eden Guiseppe Orefici, Nazcalılar'ın bütün dinsel ritüellerinin su ve bere­ket kavramları çevresinde geliştiği sonucuna ulaştı.

 

 

Geoglifler üç kategoriye ayrılıyor

Ona göre, üç farklı kategoriye ay­rılabilecek geoglifler (sarmal şekiller, hayvan figürleri, dev düz çizgi ve ok­lar) kesin, ama farklı dönemlere teka­bül ediyordu. İlk olarak, Nazcalılar'ın, M.Ö. 500 yıllarında sarmal şekilli geoglifleri oluşturdukları düşünülüyor. Bunlar göreceli olarak daha küçük şekiller. Ardından daha büyük çizgilere, kuş, örümcek, fok, may­mun gibi hayvan şekillerine geçiyor­lar. İtalyan arkeologa göre, bu hay­vanlar Nazcalılar'ın tanrılarını simge­liyor; tümünün su ile yakından ilişki­li olduğu ise çok açık... Bu dönem, aynı zamanda Nazca uygarlığının altın çağları... İlk kentlerini, nekropollerini inşa ediyorlar. M.S. 3. ve 4. yüzyılı kapsayan bu dönem, And Dağları'ndaki büyük fayın yol açtığı büyük bir deprem ile sona eriyor. Doğal felaket karşısında tanrılarına duydukları güveni yitiren Nazcalılar, kurdukları kentlerin üstünü kum ile örtüp göç etmeye hazırlanıyorlar. İşte bu sırada, gidecekleri yönü gösteren ok ya da düz çizgi şeklindeki son dönem geogliflerini çiziyorlar. Çün­kü onlar, artık hayvan figürleri biçimindeki tanrılarım terk etmiş bulunu­yorlar. Ancak, yeni göçtükleri top­raklarda da onları mutlu bir son bek­lemiyor. Önce, 6. yüzyılda Huariler tarafından özümseniyorlar. 1000 yıl­larında, Huariler'i yıkan Chinchas'ların egemenliğine giriyorlar. Son ola­rak da İnkalar'ın içinde eriyip tarihin tozlu sayfalarına karışıyorlar.

Peki, ama büyük çoğunluğu sade­ce uçaktan görülebilen bu dev şekil­leri Nazcalılar nasıl çizdiler?

 Guiseppe Orefici bu konuyu fotoğrafçılıkta kullanılan "agrandisman" yöntemiyle açıklıyor. Ona göre, önce ana şeklin en küçük parçasının şeklini çizdiler ve daha sonra da, basit basamak he­saplarıyla daha büyüklere geçtiler. İtalyan arkeologun düşüncesi başka bir olayı daha açıklıyor: bazı geogliflerdeki temel hesaplama hatalarını... İtalyan arkeolog, bu kuramım bir sü­re önce Perulu ilkokul öğrencileriyle gerçekleştirdiği bir deneyle kanıtladı. Öğrencilerle birlikte, direkler, ipler ve bazı temel geometri kurallarını kullanarak, bu dev şekillerden bir ta­nesinin benzerini yarım gün içinde gerçekleştirdi.

 

Nazca'nın sırrının üstündeki perde tam olarak kalkmış değil...

Ancak, İtalyan arkeolog Guiseppe Orefici'nin kuramında karanlık nok­talar var. Kazılarda ortaya çıkarılan eşyaların, özellikle de vazoların üs­tündeki şekillerle geoglifler arasında birebir bir ilişki görülmüyor, Örneğin yamuk, düz ok ve çizgi gibi bazı ti­pik geoglif şekillerine bu tür eşyala­rın üstünde hiç rastlanmıyor. Aynı topluluğun, toprakta farklı, günlük yaşam eşyaları üstünde farklı motifleri işlemiş olması bazı sorular yaratıyor. Öte yandan, bugün bilim adamlarının sık sık kullandığı tarihlendirme yöntemi olan "karbon 14 testi" kaya ve tahta için olumlu so­nuçlar verirken, toprak konusunda kuşkular taşıyor. Kısacası, Nazca'nın sırrının üstündeki perde tam olarak kalkmış değil... Bu, belki bilim için kötü bir haber, ama hayalperestler ve sanatçılar için bir şans sayılabilir,..

 

 

Aşağıdaki resim yazıya eklenmiştir.

 


Hazırlayanlar : Kerem, merakediyorum grubu üyeleri merakediyorumgrubu@gmail.com
Kaynak : Focus - Şubat 2001 sayısından alınmıştır. Paragraf başlıkları ilave edilmiştir.
Resimlerde kirlilik yaratmamak için grup adı vs kullanılmamıştır.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delet" tuşuyla yok etmeyin. 


Yazının alındığı dergiyi aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

FOCUS 2001 ŞUBAT - Nazca'nın Sırrı

 

http://rapidshare.com/files/122976440/2001_Focuk_2001_02_Subat_Nazca.rar