BASIN ÇELİKTEN KALE MİDİR?!!
- İNANÇ (hürriyeti), keşif, DÜŞÜNCE (hürriyeti) ve BASIN HÜRRİYETİ gibi ilk bakışta "üzerine titrenen değerler"in, TOPLUM'u ACILAR'a ve ÇÖKÜNTÜ'ye sürükleyecek bir YANLIŞ ANLAYIŞ'la kullanılmasına; her şeyden önce o TOPLUMUN VARLIĞI ve DİRLİĞİ engel olacaktır.
(1.11.25 )
- "BASIN HÜRRİYETİ'nin mahzurlarını gidermenin, yine basın hürriyeti ile sağlanabileceği" yolunda ileri sürülen esaslar, eğer atak kimselere BASIN alanında EŞKİYALIK fırsatı verirse; eğer okurlarını KANDIRIP ALDATMA'yı iş edinenlerin DÜŞÜNCE alanındaki UĞURSUZ ETKİLER'i, tarlasında çalışan suçsuz vatandaşın kanının akmasına, yuvaların dağılmasına yol açarsa; ve eğer bu aldatıcılar KANUNLARIN HOŞGÖRÜSÜ'nden faydalanibilirlerse; BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'nin TERBİYE EDİCİ, olmazsa YOK EDİCİ eli uzanmalı ve uyarmalıdır artık!
(1.11.25 )
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
************************
ATATÜRK'ün ne dediği açık...
Ama bir de biz açıklıyalım ki;
Sahte "Atatürkçü"ler ile satılmış MEDYA kulp bulmasın...
Efendim, ATATÜRK diyor ki;
"Ben öyle inanç özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü gibi dolmaları yutmam!..
Bunlar eğer MİLLET'in VARLIĞI ve BİRLİĞİ'ne halel getirirse;
İlk önce MİLLET topyekün buna karşı çıkar!"...
Yani ne yapar?..
Bunları okumaz, dinlemez, seyretmez, seyretse bile İNANMAZ!..
Nitekim sık sık yapılan kamuoyu yoklamaları, anketler POLİTİKACILAR ile BASIN ve YAYIN'ın en İNANILMAZ kişi ve kesimler olduğunu göstermekte!..
İşin enteresanı çoğu "politikacı" ve "aydın"ın "taraflı" diye nitelediği DEVLET RADYO ve TELEVİZYONU; bu "hür" BASIN'dan "bağımsız" ÖZEL KANALLAR'dan daha GÜVENİLİR bulunmakta!..
Neden?..
Çünkü TÜRK İNSANI ZEKİDİR, AKILLIDIR ve DEVLETÇİ'dir, TONGAYA BASMAZ!..
Hoş Yücel Yener'le birlikte (1998) TRT de şıngırdak MEDYA'ya benzedi, ama yine de ötekilerden iyi.
ATATÜRK şöyle devam ediyor:
"Haa, MİLLET'in tepkisi bu kendini bilmez, zararlı hale gelmiş olan BASIN ve YAYIN organlarının dersini vermeye yetmezse; o zaman T.B.M.M.'nin TERBİYE EDİCİ ELİ tokadı indirir.
O da yetmezse, kanunlar bu kurum ve kişileri YOK EDER!"
Nitekim, ATATÜRK 1925 yılında Şeyh Sait isyanı sırasında BASIN'ın isyanı kışkırtan bazı milletvekili ve çevrelerin borazanı haline geldiğini görünce, TAKRİR-İ SÜKUN kanununu çıkarmıştı!..
Yani BASIN ve YAYIN organları ülkedeki her kişi ve kurum gibi DEVLET'e ve MİLLET'e hizmet etmek için VAR'dır.
Başkalarına ve kendilerine çalışamazlar.
Sırf para kazanmak için MİLLET, DEVLET ve VATAN'ı tehlikeye atamazlar.
Atarlarsa, ceplerindeki BASIN KARTI onları kurtaramaz.
Bazılarına göre BASIN 4. güçtür. Yani kudretini MİLLET'ten alan YÜRÜTME, YARGI ve YASAMA gücünden sonra gelir.
Çünkü MİLLETİN SESİ ve VİCDANI'dır.
Bu değerlendirme bizce doğrudur. Bir şartla!..
Eğer BASIN ve YAYIN, şimdiki adıyla MEDYA, GERÇEKTEN MİLLETİN SESİ ve VİCDANI ise, bu KUDRET'e HAK kazanır.
Yoksa bozuk icra, yoldan çıkmış yargı ve safsata yasama kadar zararlı olur.
Hatta 5. KOL gibi gavurlara, düşmanlara hizmet eder.
Şimdiki MEDYA MİLLET'in DEĞİL, PATRONUN SESİ'dir!..
BÖLÜCÜNÜN SESİ'dir!..
Hatta GAVURLARIN SESİ'dir!..
Ülkedeki bütün gazete ve dergilerin %80'i İKİ BÜYÜK PATRON'un elindedir.
Kalanlar da bir-ikisi hariç, KÜRTÇÜ, BÖLÜCÜ, BATICI veya YOBAZ takımına çalışır.
Patronların ayrıca üçer beşer TELEVİZYON KANALI vardır.
Maddi imkan son derece arttığı için MEDYA artık 4. GÜÇ olmakla yetinmeyip, TEK GÜÇ olmak sevdasındadır.
HÜKÜMET'in İCRAAT'ını, HAKİMLER'in KARARLAR'ını, MECLİS'in çıkardığı KANUNLAR'ı MEDYA etkilemektedir.
Ama halkın lehine değil!..
Patronların lehine!..
Yabancıların lehine!..
Hemen bir örnek verelim: 1996 yılında DYP-RP KOALİSYONU kurulmasın diye MEDYA'nın sarfettiği gayret malumdur.
ORDU'yu bile İHTİLAL için kışkırtmışlardı..
Ama aynı MEDYA, memleketi batırmış olan ÖZAL'ın partisi ANAP ile gene memleketi üç ihtilale sürüklemiş Demirel'in partisi DYP'nin koalisyon kurmasına çanak tutmuştu...
Hatta birleşmeleri için ne yaygaralar koparmıştı...
Yine aynı MEDYA, DEP'i MECLİS'e sokarak KÜRT PARTİSİ haline gelen SHP(CHP) ile DYP'nin koalisyonuna hiç ses çıkartmamıştı.
Neden?..
Bunlar eski bozuk düzenin devamını sağlıyacaktı da ondan!..
MEDYA artık hem dünyada, hem bizde bir TİCARET metahı haline gelmiştir.
Bu PAZAR'da her şey SATILIK'tır.
Artistlerin çıplak fotoğrafları ile KADIN satılır.
Hatta "Falanca hatun sevgisi müteahhitten ayrıldı, şimdi yeni bir aşk arıyor" diye ilanlarla pezevenklik yapılır.
Müstehcen neşriyat ile gençlere CİNSİ SAPIKLIK aşılanır...
Bu PAZAR'da NAMUS, AİLE MAHREMİYETİ satılır...
Eline lensli dürbünlü fotoğraf makinası alan her zibidi DEVLET büyüklerinin evlerinin içine kadar sokulur, kendilerinin veya eşlerinin mayolu fotoğraflarını çeker, sonra bunları "haber" diye yayınlar.
Okullarda, maçlarda, konserlerde boş bulunup yanlış oturmuş kızların kadınların bacakları, göğüsleri gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında teşhir edilir.
Bunlardan bir tanesini bile sade vatandaş yapsa, RÖNTGENCİ diye tutuklanırken; "basın mensupları"na "başarı"larından dolayı ödül verilir!..
NAMUS meselesinin çok önemli olduğu ülkemizde bu kişiler kadınları, kızları uğradıkları tecavüz veya yaptıkları bir hata yüzünden günlerce TEŞHİR ederler...
EL içine çıkacak yüz bırakmazlar.
Sonra da utanmadan başka bir sayfada KADIN haklarından söz ederler!..
Ya hele birinin fotoğrafının altına, başka birinin haberini yazan, hatta haberi masa başında uyduran gazeteler?..
Ya işi gücü MAHALLE KARISI gibi DEDİKODU yapmak olan HAFTASONU dergileri?..
En iyisi varlığını sürdürebilmek için TENCERE-TAVA dağıttığına göre, gerisini anlatmaya lüzum yok!..
Bunlar BASIN değil; üzerine BASILIP ezilecek HAŞERAT'tır!..
Ya o TV kanallarındaki PAPARAZİ, DEDİKODU programları?..
REALİTE "show"ları?..
TALK "show"lar?..
Bir defa bunların hiç birinin TÜRKÇE'si yok mu ki, bu GAVUR kaşığı ile TÜRK boku yemekteler?..
Realite show dedikleri GERÇEK HAYATTAN KESİTLER değil midir?..
Talk show dedikleri SOHBET değil midir?..
Biz olsak, bütün YABANCI DİL'deki REKLAM, PANO, İLAN, DÜKKAN ADI'ndan olduğu gibi bunlardan da KELİME başına çok yüksek VERGİ keserdik!
Bu "realite show"ların yarı zamanı kendi programının reklamı ile geçmesi bir yana; DEHŞET, ÜRKÜNTÜ ve TİKSİNTİ veren bir hava içinde cereyan etmektedir...
Evet, zaman zaman hakikaten önemli bir konu veya toplum yarası ele alınmaktadır ama, konuya YAKLAŞIM adeta bir REKLAM veya BİLİMKURGU şeklinde olmakta; etkisi 1-2 gün içinde silinip gitmektedir.
Bunların arasında SAADETTİN TEKSOY zibidisi gibi VAN GÖLÜ CANAVARI(!), MERYEM ANA'NIN KABRİ(!) gibi olağanüstü(!) keşifler yaptıktan sonra; enerjisini BELGESEL(!) çekimine harcayanlar da var...
Bu kişi Avustralya VANUATU yerlileriyle ilgili bir belgesel çekiyor.
Adamların insan eti yemeği 1968 yılında bırakmış olduklarını iddia ediyor...
Ancak programdan kısa bir süre sonra Vanuata Elçiliği'nden bir görevli, bu herifin orada "Turizm Bakanlığı'ndan bir FOLKLOR ekibi isteyip çekim yaptığını" açıklıyor!..
Yani hem kendi insanımız aldatılmış, hem de bir yabancı devletin insanına "yamyam" diye hakaret edilmiş!
Bu durumda ne yapılması lazım?..
Önce bu herifin çalıştığı kanal HALK'tan özür dileyerek Teksoy'u tekmeyle kovmalı...
Adam bundan böyle MEDYA'nın hiç bir dalında iş bulamamalı...
Sonra DEVLET hakkında DIŞ İLİŞKİLER'imizi bozmaktan dava açıp kendisini tutuklamalı ve İBRET-İ ALEM için hiç te az olmayan bir hapis cezasına çarptırılmalı..
Ve tabii VANUATU Cumhuriyeti'nden özür dilenmeli... değil miydi?..
Ne gezer!
Peki, ya falcıları, cincileri, tımarhanelik uçukları çıkartıp sapık inanç ve boş umutların reklamını yapanlar?..
Halbuki FALCILIK kanunlarla yasaklanmıştır!
Cin çıkarmak, muska yazmak, üfürükçülük kanunlarımızda suçtur!..
Bizim MEDYA bunları yakalatıp teşhir edeceğine; homoseksüel MEMİŞ'i bile açık oturumlara davet eder, kendini cin çarpmış sarsak KETO ile ekranda kavga ettirir!..
Sonra da kalkar HALK'ı "gericilik"le, "laikliğe aykırı" davranmakla suçlar!..
Şimdi siz söyleyin: Hangisi gerici, hangisinin "laik"liği sahte?..
Bunlar FALCILIK ta bile BATI UŞAĞI ve TAKLİTÇİ'dirler!..
Çünkü bunlara göre kahve falı, bakla falı TÜRK malı olduğu için saçmalıktır da, TAROT falı, HOROSKOP falı AVRUPAİ ve adı YABANCI olduğu için makbuldür!..
Bu konuda ADALET mensuplarını dahi ikna etmiş olsalar gerek; dört bir yanda "bilgisayarla yıldız falı" bakan üçkağıtçılar dükkan açtı!
Böyle bir BASIN'ın, böyle bir MEDYA'nın "özgürlüğü"nü savunmak, ülkenin bugününü ve yarınını tehlikeye atmak demektir! ATATÜRK'ün uyarısı VASİYET niteliğindedir.
MEDYA o vasiyet gereğince yola getirilmelidir.
Bütün şikayetine rağmen; ATATÜRK dönemindeki BASIN, bizim alışkın olduğumuzdan çok FARKLI idi.
O dönemin DEVLET ADAMLARI'nın verdiği beyanat ta şimdiki politikacıların beyanlarından farklıydı.
Sırf bir örnek olsun diye, TASVİR-İ EfKAR başmuharriri VELİD EBÜZZİYA'nın sorularını ve ATATÜRK'ün verdiği cevapları naklediyoruz:
Soru : Kuva-yı Milliye'nin vücuda gelmesinin ilk sebepleri nedir?
Cevap: Milletin maruz kaldığı muamelat-ı hakşikenane.
Soru : Teşkilat-ı Milliye ne vakit başladı?
Cevap: Akeb-i Müterakede ve vatanın her tarafında hemen aynı zamanda.
Soru : Bugün kaç vilayete hükmü şamildir?
Cevap: Bugün Anadolu ve Rumeli vilayatında teşkilat-ı milliyeden mahrum bir yer kalmamıştır. Hükmü umum vatana şamildir.
Soru : Teşkilat-ı Milliye'nin başlıca erkanı kimlerdir?
Cevap: Teşkilat-ı Milliye'nin erkanı masuniyet ve istiklal-i vatan için kalpleri çırpınan milletin umum güzide evlatlarıdır.
Soru : General Harbord ile ne mülakat ettiniz?
Cevap: (Cevap yok)
Soru : Müstakbel hudutlarımız sizce ne olabilir?
Cevap: Müstakbel hudutlarımız bizce 30 Teşrinievvel 1918 tarihinde mütareke aktedildiği günde fiilen sahip kaldığımız huduttur.
Bu listede toplam 21 soru var ve ATATÜRK, hayatı da dahil olmak üzere hepsini üç daktilo sayfasında cevaplandırmış, 2 soruya da "askeri sır" saydığından cevap vermemiş.
Bizim üzerinde durduğumuz husus iki tarafın da EĞİTİM ve KÜLTÜR'lerinin bir göstergesi olarak meramlarını AZ ve ÖZ sözlerle ifade etmeleridir.
İkisi de biliyordu ki, boş lafla kaybedecek zaman, ziyan edecek kağıt yoktur.
Bizce bu tutum hem GAZETECİ, hem de SİYASET ADAMI açısından OKURLARA SAYGI'dır!..
Şunu açıkça belirtelim ki, GAZETECİ, YAZAR, ÇİZER, ŞAİR takımı ve şimdinin RADYO-TV AÇIK OTURUM YÖNETİCİLERİ, ROPÖRTAJ YAPANLAR, PARLAMENTO MUHABİRLERİ halkın ortalama seviyesinin çok üstünde olmalıdırlar ki, ona yeni birşeyler verebilsinler.
ZİYA GÖKALP, YAHYA KEMAL, VELİD EEBÜZZİYA, YUNUS NADİ böyle insanlardı.
Onların bilgi düzeyine ulaşmış insan, parmakla gösterilirdi.
Ama bugünün Turhan Selçuk, Ahmet Altan, Nazlı Eray, Zülfi Livaneli gibi şöhret isimlerinin oturduğu apartmanda bile, bilgi seviyesi onlardan kat kat yüksek insan bulmak mümkündür.
Bu kişiler ancak toplumumuzun "vasat" sayılacak kesiminde yer alabilirler.
İşte TÜRKİYE'nin en büyük BASIN-YAYIN meselesi budur!
"Vasat" kişiler, TÜRK insanına yön vermektedir!..
Kültür ve eğitimi yüksek kişiler BASIN-YAYIN kurumlarının kapısından girememekte, içerdekilerin SEVİYESİ hep DÜŞÜK olmaktadır.
Üstelik bu "vasat" kişiler, eski meslekdaşlarında hiç görülmeyen bir kendini beğenmişlikle halkımızı küçük görmekte, hatta onları kendi zırvalarına "layık" bulmamaktadır!..
Aziz Nesin, Yaşar Kemal'in ruh haleti, bu zavallılığı yansıtır.
Biz MEDYA'yı ancak DEVLET-MİLLET-VATAN yararına EĞİTİM faaliyetini üstlenirse, DOĞRU HABER iletirse MAKBUL addederiz.
Kültürümüzü yozlaştıran, ahlakımızı bozan, yalan haber yayan, dedikodu-sansasyon peşinde koşan BASIN'ın da, YAYIN'ın da çok sıkı denetime alınmasından yanayız.
Bizce BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ, "melanet yayma serbestiyeti" değildir!..
İnsanlara sesini duyurma, fikrini serbestçe iletme, ancak onlara hizmet edenlere tanınabilecek bir haktır...
Kesesine hizmet edenlere değil!
"Bu dediğin gibi YAYIN organı var mı?" diyenlere cevabımız şudur:
Bizim BASIN'daki örneğimiz GASPIRALI İSMAİL BEY'in çıkarttığı TERCÜMAN GAZETESİ'dir.
Sadece KIRIM'da değil, tüm ASYA TÜRK ve MÜSLÜMANLARI'nın yaşadığı topraklarda bir EĞİTİM aracı halinde 1900'lü yıllarda çok büyük hizmet görmüştür.
Soydaşlarımıza sadece güzel bir TÜRKÇE öğretmekle kalmamış...
MİLLİ DUYGULAR aşılamış...
İSLAMİ BİLGİLER vererek hurafeyi ortadan kaldırmış...
Aynı zamanda dönemin BİLİM ve TEKNOLOJİ sahasındaki gelişmelerini halka ulaştırmıştır.
İsmail Bey bütün bunları Rusya'da, her türlü baskıya göğüş gererek ve kendisine destek olan zengin karısının servetini tüketerek yapmıştır.
İşte biz böyle GAZETECİLER, böyle GAZETELER istiyoruz...
Şimdikiler gibi servetine servet katanı değil!
RADYO ve TELEVİZYON'da böyle program yapanı istiyoruz!
Paparazi satanı değil.
Özkan BOSTANCI
http://ozkanbostanci.blogcu.com/
--
..::CTO::..
..::CiHAN TÜRK OLSUN::..
http://groups.google.com/group/cihan-turk-olsun?hl=tr
--
Düşmanım, düşmanlığından vazgeçinceye kadar, ben de onun amansız düşmanıyım.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
--
"TÜRK MİLLİYETÇİLERİ ÜLKEMİZİN VE TÜRK DÜNYASININ AYDINLIK VE GÜZEL YARINLARININ SİGORTASIDIR." (Özkan BOSTANCI)
--
Bu mesajı yalnız kaynağı ile kullanabilir veya çoğaltabilirsiniz.
Allowed either use or coppy this message as its source.
Copyright © 2007 - 2009 CiHAN TÜRK OLSUN Corporation
--
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız:
Google Grupları "pınarslayt" grubu.
İlginc buldugunuz POWER-POİNT (SLAYT-PPS) yayinlandigi gruptur. Sizinde paylasacaginiz slaytlar varsa gonderin. mutlaka eki slayt olsun
*Herkese açık web sitesi*
http://groups.google.com/group/pnarslayt
*E-posta*
pnarslayt@googlegroups.com
kaliteli slayt grubu
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/pnarslayt?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin