18 Ocak 2010 Pazartesi

((slayt izle)) İlk taksiler-Taksi adı nereden geliyor? İstanbul da dolmuşculuk nasıl başladı?

 

Tarihte taksiler

Taksinin tarihi oldukça eski­lere dayanıyor. İlk düzenli taksilerin 1694 yılında İn­giltere'de "Hackney Coach Office" (Hazırlayanın Notu: birçeşit atlı araba uygulaması) ile birlikte ortaya çıktığı ileri sürülüyor. Ancak, ilk düzenli taksi seferi olarak 1814 yılında açılan Londra-Birmingham hattı kabul edili­yor. Bu hatta çalışan ilk taksinin de, bugünkü lokomotifleri anımsatan bir buharlı otomobil olduğu söyleniyor.

 

Taksi adı nereden geliyor?

Ne var ki bu iki örneği bugünkü anlamda taksi olarak kabul etmek çok zor. Çağdaş anlamda taksicilik, 1867 yılında Almanya'da ortaya çıktı. Hü­kümetin mektup ve paketlerini dağıt­ma işlemini üstlenen Alman Thurn und Taxis aile şirketi, bu işi otomobil­lerle gerçekleştiriyordu. Şirket daha sonra mektup ve paketlerle birlikte insanları da taşımaya başladı. İnsanları para karşılığı bir yerden başka bir yere götürme işini yapan bu tip otomobille­re de, ailenin soyadından hareket edi­lerek "taxi" adı verildi.

 

Avrupa jet sosyetesinin en tanınmış üyelerinden biri olan
Gloria von Thurn und Taxis, taksilere adını veren ünlü ailesinin son ferdi...
Genç kadın, hesabını bilmediği servetini çılgınca harcıyor...

 

Taksi uygulaması Avrupa’da yaygınlaşıyor

19. yüzyılın sonlarına doğru Almanya'daki bu uygulama giderek tüm Avrupa ülkelerine yayıldı. I. Dünya Savaşı sırasında Fransa'da Ge­neral Galieni, birliklerini cepheye hızla ulaştırmak için Parisli 700 taksi şoföründen yararlanmıştı. 50'li yıllar­da taksicilik o kadar gelişti ki, ünlü Fiat fabrikası sadece bu iş için tarihi "Fiat 600 Multipla" modelim piyasa­ya sürdü. Sonuçta, bugün dünyanın her yeri, bir yerden diğerine gitmek isteyen insanlarla dolu olduğu için, her köşe başı da onları taşımak iste­yen taksilerle dolu...

 

 
Londra taksileri en baştan beri siyah renkte... Taksilerin başka renklere boyanmasına ancak geçtiğimiz yıllarda izin verildi. 1904 tarihinde Londra'da taksi sayısı hiç de az değildi (solda)... 1950'li yıllarda "600 Multipla" modeli, Fiat firması tarafından sırf bu iş için üretilmişti (sağda)...

 

 

İstanbul dolmuşları...

 

Dört tekerlekli atsız arabalar İstanbul’da… ve İlk trafik kazası

Dört tekerlekli atsız araba ilk kez İstanbul sokaklarında boy göstermeye başladığında saldığı korku ve merakı artık pek hatırla­yan yok... Ama 1896'dan 1910 yılı­na kadar; hiçbir trafik kuralının ol­madığı, trafik polisinin bulunmadı­ğı, yayaların yollarda otomobillere rağmen kaygısızca dolaştığı İstan­bul'da 14 yıl boyunca hiç trafik ka­zası olmamıştı, ilk trafik kazası 28 Mart 1910'da gerçekleştiğinde, ba­sın biraz hayretle şöyle yazmıştı:

 

"İstanbul'da bir otomobilin sebebi­yet verdiği ilk kaza dün vukua gel­miştir, ilk kazada saray başmabeyincisi Lütfi (Simavi) Bey'in bahçevanı Mustafa, Beşiktaş'ta bir oto­mobilin sadmesine maruz kalarak ağır şekilde mecruh olmuştur (ya­ralanmıştır)..,"

 

Zamanla İstanbullu otomobille­re alıştı, ticari veya özel otomobil­ler her yerde gündelik hayatın bir parçası oldu. Ama, ABD'de başla­yan ve Türkiye dahil birçok ülkeyi etkileyen ekonomik buhran, çoğu iş kolunun yanı sıra taksicileri de günlerce müşteri bekler duruma getirdi.

 

1930'lu yıllarının başında İstanbul sokaklarında görülen ve
bir traktör fabrikası temsilcisinin getirdiği bu tek kişilik taksiler,
kısa bir süre çalıştıktan sonra kaldırılmıştı. 

 

Buhran yıllarında “DOLMUŞÇULUK” fikri nasıl ortaya çıktı?

Bu buhran yıllarında, Er­meni ve Musevi vatandaşlarımız, Taksim civarındaki evlerinden Kapalıçarşı'daki iş yerlerine gi­derlerken gruplar halinde taksi kullanıp ücreti ortaklaşa ödeme usulüyle dolmuşçuluğun öncülü­ğünü yaptılar.

 

Dolmuşçuların piri Aşçı Halil: "10 kuruşa bir adam"

Gerçek anlamda ticari dolmuşçuluğu meslek haline getiren 'Aşçı Halil" adında bir kişiydi. Aşçı Halil, Cağaloğlu'ndaki lokantasını şoför arkadaşlarının etkisiyle kapatıp şoförlüğe başlamış biriydi. Müşte­rilerinden gelen tekliflerden esin­lenerek, 1931 yılında "10 kuruşa bir adam" sloganıyla Karaköy-Taksim arasında dolmuş usulü ça­lışmaya başladı. Zaman içinde di­ğer şoförlerin de uygulamaya başladığı bu adı konulmamış yön­tem, yolcular tarafından, bir tram­vay parasına aynı yolu itişip kakış­madan gitme olanağı sağladığı için hemen benimsendi.

 

Belediye: ".... taksi talimatnamesine aykırı olduğun­dan menedilmiştir."

Uygulamayı resmiyete dökmek isteyen 50 şoför adına, 3 Ağustos 1931 günü Belediye'ye başvuran Şoförler Cemiyeti Katibi Necati Bey, "Birbirlerini tanımayan yol­cuları adam başı ücret alıp bir semtten diğerine götürmek taksi talimatnamesine aykırı olduğun­dan menedilmiştir." açıklamasıyla geri çevirdi. Ama dolmuş şoförle­ri, bu uygulamayı sürdürdüler. 

 

Dolmuşçuluk resmen tanınıyor

Halktan da rağbet gören dol­muşçuluğun şoförler tarafından ısrarla sürdürülmesi, Belediye'yi, 1954 yılında dolmuşçuları resmen tanımaya ve ilk tarifeyi vermeye zorladı. Bu tarifede ücretler, Sirkeci-Beyazıt 25 kuruşla en ucuz, Kadıköy-Pendik 150 kuruşla en pahalı hatlar olmak üzere belir­lenmişti. 1931 de başladığı, 1954te resmiyete kavuştuğu 23 yıl boyun­ca, 4832 dolmuş ve 150 hatla yeni bir sektör doğmuştu...

 

Dolmuş ve taksiler ayrılıyor

Dolmuşlarla ilgili olarak Beledi­ye birçok çalışma yapmıştı... 15 Mart 1932'de eski model arabala­rın müşteri bulamaması bahane­siyle tüm araçların tek tip ve yeşil renkte olmasına karar verildiyse de, bu karar hiçbir zaman uygu­lanmadı. 6 Kasım 1932'de, plaka­lara sarı-siyah taksi çizgilerinin konulmasına ve plakalarda taksi-özel ayırımının yapılmasına karar verildi. Taksi şoförü olabilmek de o zamanlar pek kolay değildi. Her ne kadar bugünkü gibi özel trafik kanunları bulunmasa da, şoför adayının iyi niyetli olması, 30 ya­şını geçmemesi ve evli olması is­teniyordu...

 

Dolmuşlara tek tip uygulaması

Genelde 1945'le 1960 model arası Amerikan arabalarının çalış­tığı dolmuş hatlarında, zaman içinde otomobillerin yenilenmeleri zorunluluğu doğdu. Yollarda bo­zulan otomobiller, hem yolcuyu hem de trafikte sıkışan diğer araç sahiplerini sıkıntıya sokmaya başlamıştı. Bu durumla baş çıkmak için ilk resmi mücadele (aslında ikinci, uygulamaya geçen ilk) İs­tanbul Vilayet Komisyonu'ndan geldi. 1983 yılının 10. ayında yap­tıkları bir toplantıda 7 kişilik strapontenli dolmuş otomobillerine 10 yıl içinde 5 kişilik ticari taksiye dönebilmesi imkanı verilip eskileri­nin İstanbul trafiğinden kaldırılma­sı kararlaştırıldı.

 

İs­veç Volvo Limuzinleri denemesi

Komisyonun bu konudaki ilk çalışması, eski otomobillerin İs­veç Volvo firmasının ürünleriyle değişimini sağlamak ve İstan­bul'daki taşımacılığı daha modern bir görüntüye kavuşturmak kaygı­sı taşımaktaydı. İstanbul'a test amaçlı bir Volvo limuzin gönderil­mesi sağlanmış, bu araç çeşitli hatlarda ücretsiz olarak hizmet vermişti. Amaç, hurda durumuna gelmiş otomobillerin çeşitli teşvik­lerle bu limuzinlerle değişimini sağlamaktı. Fakat döviz kurların­daki düzensizlikler ve özellikle İs­veç kronunun hızla değer kazan­ması bu projenin iptal edilmesine neden oldu.

 

'Maksi' modeli

Limuzin projesinin iptalinden bir süre sonra, bu sefer yerli üre­tim bir araçla değişim yapılması gündeme geldi. Bu arayış, sonun­da Otosan'da üretilen Ford mini­büslerinin 7 kişilik yeni 'Maksi' modeli ile son buldu. Maksiler 4 metre 6 santimetre boyunda, 2 metre yüksekliğinde, yüzde 90 yerli üretim araçlardı. 5 ileri bir geri vites, hidrolik direksiyon ve 70 beygir gücündeki dizel moto­ruyla 100 kilometrede 90 litre ma­zot yakıyordu.

Öte yandan, yıllardır kendileri­ne hizmet etmiş klasiklerin oriji­nalliklerini koruyabilen şoförler, Dodge, DeSoto, Chevrolet, Plymouth, Ponthiac gibi markalardan bu otomobillerini yüksek fiyatlarla satabiliyorlar. Eski emektarların­dan vazgeçmeyip, onları özel oto­mobilleri olarak alıkoyan şoför de çok...

Ersin TURAN  


Hazırlayan: Kerem, merakediyorum grubu üyeleri merakediyorum@googlegroups.com
Kaynak : Focus Ekim 1996 sayısında "Hey Taksi" Ersin TURAN imzalı yazıdan özet olarak derlenmiştir.
Paragraf başlıkları ilave edilmiştir. Resimlerde kirlilik yaratmamak için grup adı vs kullanılmamıştır. 
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delet" tuşuyla yok etmeyin.

 
Yazının alındığı Focus dergisini aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

 
PDF formatında
Resim olarak taranmıştır
26 Mb 
FOCUS 1996 Ekim

http://rapidshare.com/files/144689451/Focus_Ekim_1996_gorunmeyen.rar