7 Mart 2012 Çarşamba

((slayt izle)) NASIL BİR NESİL? // ŞEBNEM ÖZBEK



sebnem ozbek ssebnemenator@gmail.com
 6 Mart 2012 16:54

NASIL BİR NESİL?

 

Atatürk; insanları yöneticilere kul olmaktan çıkararak, yurttaş ve birey olma statüsüne kavuşturmak için birçok adım atmıştır. Bu adımlardan biri de sömürü düzeninin devamını sağlayan; ağalık, şıhlık, şeyhlik ve tarikat düzenine son vermesidir.

 

Ne yazık ki bu kurumların birer birer dağıtıldığı ve insanların özgürleştirilmeye başlandığı Atatürk döneminden sonra, Adnan Menderes; Amerika’nın direktifleriyle bu durumu tersine çevirdi. Güneydoğuda Atatürk’ün parçaladığı aşiret yapısını yeniden kurdu. Atatürk’ün Batıya sürdüğü aşiret reislerini, şeyhleri, şıhları bölgelerine geri gönderdiği gibi bir de partisinden milletvekili yaptı.

 

Atatürk; aşiret, şeyhlik, tarikat liderliği gibi kavramının geçerli olduğu Müslüman ülkelerde; insanların itaatkâr ve teslimiyetçi bir şekilde yetiştiğini, birey olamadığını bildiği için bu sistemi yıkmak istemişken; A. Menderes’te aynı nedenden dolayı sistemi geri getirdi. Türk insanının maneviyatına ne kadar düşkün olduğunu bilen A. Menderes; kendinden sonra gelen diğer birçok lider gibi iktidar koltuğuna elindeki en önemli koz olan dini kullanarak oturdu.

 

Arap Emevi adetlerine, batıla, hurafelere büründürülmüş İslam dininin; Kur’an dinine tercih edilmesinin sebeplerinden biri de; mutlak itaatkâr, aklını kullanmayan, kendine verilenle yetinen, teslimiyetçi bir tebaa yaratmaktır. Özellikle din kullanılarak; çevresinden ve iktidardan memnun olmasa bile; bunu dışa vurmasını engelleyecek şekilde, hakikatten kaçan, pasiflik ve tesellide sığınak arayan, cesaretlendirilmediği için hayatı ıskalamış, kendinden emin olma­yan, özgüven yoksunu, birey değil kul olduğu saplantısına sahip insanlar yaratılmaktadır. Bu kişiler kendilerini yöneten iktidara, aşiret reisine, cemaat liderine, tarikat şeyhine karşı sesini yükseltmeyi, onu ve yaptıklarını sorgulamayı aklından dahi geçirmez.

 

Bu liderler yerlerini sağlamlaştırmak için; itaatle beraber, merhamet, bağış­lama, kadere boyun eğme, sabır, tevekkül gibi özelliklerin ön plana çıkartılması için de dini kullanır. Bu şekilde yetiştirilen, büyüyen ve kendi çocuklarını da bu şekilde yetiştiren halk; hakkının dahi yendiğinin farkına varmaz. Kendi haline acıması gerektiği halde, o başkalarına acır. Hakkını yiyen, kendine kötülük eden kişileri bir süre sonra unutur ve bağışlar. Başına ne gelirse gelsin bunun kendi yanlış seçimlerinin sonucu olduğunu değil; Allah’ın kendisi için yazdığı kaderin sonucu olduğunu düşünür, boyun eğer ve sabreder. Bu nedenle yöneticilerin onlardan; iyi birer Müslüman olmalarını değil, iyi birer tebaa olmalarını istediklerinin farkına varamazlar.

 

Oysa Müslümanların; itaat edeceği, sorgusuz sualsiz boyun eğeceği bir tek Allah’tır. Gerçi Allah’ın dışında yöneticilere de itaat; Kur’an’da vardır. Ancak Allah bizlerden, aklımızı kullanarak; güvenilir, harama el uzatmayan, sözünün eri, emanetleri ehil kişilere verebilecek, hak gözeten, ahlak sahibi kişileri seçmemizi ve onlara itaat etmemizi ister. İktidarın, aşiret reislerinin, Şıhların, şeyhlerin, tarikat liderlerinin, yani kısacası toplumu yönetenlerin Kur’an’da geçen bu özelliklere haiz olmadığını bile bile  “Sorgusuz sualsiz ram olun” demez. Hayatta birçok seçeneğinin olduğunu; bu seçeneklerden aklını kullanarak belirleyeceğin yolun; senin kaderi olduğunu, kendini eğitmediğin, dininin özünü tam olarak öğrenmediğin için yaptığın yanlış seçimlerin sorumluluğunu; kadere ve dolayısı ile Allah’a yükleyemeyeceğini belirtir.

 

Örneğin; sen günden güne yoksullaşırken, seni yönetenler servetine servet katıyorsa, sana günah dediği halde kendisi evine plazma TV alıyorsa, camide insan öldürmeye kadar varacak günahların işlenmesine göz yumuyorsa ve bunu bildiğin halde tavır almıyor gene de onu destekliyorsan; herhangi bir kötü durumla karşılaştığında “Bu benim kaderimmiş” diyemezsin.

 

Atatürk; gayrimüslimlerin; aklını kullanan, ne istediklerini bilen ve hedeflerine ulaşmak için ilimi kullanan bireyler olarak yetiştirildikleri için başarılı olduklarını görmüş; kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin de böyle nesiller yetiştirmesi için çalışmıştır. Kurduğu ilk bakanlıklardan birinin Diyanet İşleri olmasının nedeni de; Kur’an dininin halk tarafından öğrenilmesini istemesinden kaynaklanır. Büyük Dahi; her türlü iktidara itaat etmesi öğüdüyle büyüyen tebaayı, maddi manevi sömürülmekten kurtarıp, doğruyu ve yanlışı ayırt edebilen yurttaşlar haline getirmek için devrimler yapmıştır. Bir zamanlar AKP’nin milletvekili olan Fırat’ın travma diye adlandırdığı devrimler, aslında halk için değil; kendisinin de mensubu olduğu aşiret ve şeyhlik sistemi için bir travma olmuştur.  

 

Çünkü onlar Müslüman gençlere; gündelik hayatında hakkını gasp edene sessiz kalmasını, adaletsizliğe göz yummasını, kendini ilgilendirmeyen konulara burnunu sokmamasını, meraklı olmamasını, hak etmedikleri tutum ve davranışlara boyun eğmesini, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın düşüncesini benimsemesini, kısacası; itaat ve teslimiyeti öğütler. Onlar gençlere; aşiret, cemaat ve tarikat içinde verilen bu öğütleri, dini motiflerle harmanlar.

 

Tamamen kendini ilgilendiren bir konuda “Beyefendiye (Erdoğan’a) sordum gerisi lafügüzaf” diyen AKP’li Hakan Şükür örneğinde olduğu gibi; “herhangi bir sorun olduğunda kendin çözmeye kalkma, sana lider olarak gösterilen kişiye git” mantığı; kişilerin özgüven eksikliğiyle, kendi başına yapacağı işlerde dahi başkalarına muhtaç olma güdüsü ile büyümesine neden olur. Böylece; İslam’da bulunmayan, ancak İslam diye bilinen adetler ve kıstaslarla büyütülen gençler; birey değil onlara sorgusuz sualsiz ram olacak tebaa haline getirilir. Aşiret ağalarının, şeyhlerin, cemaat liderlerinin; tebaa olarak gördükleri bu kişilerin laik eğitim almalarını, Kur’an’ı kendi dillerinde okumalarını istememelerinin, oluşturulmaya çalışılan yeni eğitim sisteminin nedeni de budur.

 

Özellikle bu tip bir yaşam tarzında büyüyen ve sonradan lider olan kişi, doğal olarak doğup büyüdüğü toplumun karakteristik özelliklerini taşır. Yani kendinden üst seviyede olduğunu düşündüğü kişilere itaat eder. Yönetmek değil; yönetilmek terbiyesi ile büyütüldüğü için; kendisine verilen gücü kullanırken bile, tek başına karar almak ve aldığı bu kararın sorumluluğunu taşımak yerine; kendisini o mertebeye getiren; emperyalist liderlere, şeyhine, ağasına, mensubu olduğu tarikatın liderine itaat etmeyi, boyun eğmeyi ödev kabul eder.

 

Bizler Türkiye Cumhuriyetinin ilerlemesini, itaatkâr ve teslimiyetçi nesillerle değil; cesur, sorgulayıcı, aklını kullanan nesillerle sağlayabiliriz. Her şeyden öte gençlere; batıldan, hurafelerden, din adı altında önlerine konan “Cahiliye Arap” dönemi adetlerinden arındırılmış Kur’an İslam’ını öğretmeliyiz. Laik eğitim sisteminin önemini kavratmalıyız. Gereğinden fazla tevazuda bulunmak yerine şeref ve haysiyetini düşünmesini; sorgusuz sualsiz teslimiyetçilikten çok cesareti, sorgulamayı, araştırmayı; merhametten, acımaktan çok adaleti, hak gözetmeyi, hak yememeyi ve yenmesine izin vermemeyi yani; aklını kullanmayı öğütlemeliyiz.

 

ŞEBNEM ÖZBEK

06.03.2012



--
YA YOLUNDA YÜRÜRÜZ..
YA BU UĞURDA ÖLÜRÜZ..
 
 
ŞEBNEM ÖZBEK
 
 




--

Görüş, düşünce ve iletileriniz için aşağıdaki iletişim ağını kullanabilirsiniz

Saygılarımla

kotanlartr@googlegroups.com

 http://groups.google.com.tr/group/kotanlartr?hl=tr

 


--
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız:
Google Grupları "pınarslayt" grubu.
İlginc buldugunuz POWER-POİNT (SLAYT-PPS) yayinlandigi gruptur. Sizinde paylasacaginiz slaytlar varsa gonderin. mutlaka eki slayt olsun
*Herkese açık web sitesi*
http://groups.google.com/group/pnarslayt
*E-posta*
pnarslayt@googlegroups.com
 
 
 
kaliteli slayt grubu
 
 
 
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/pnarslayt?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin