10 Şubat 2011 Perşembe

((slayt izle)) ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİNDE "PATLAYAN" HÜKÜMETİN POLİTİKALARIDIR! // hafize sultan



 hafize sultan <hafizesultann@gmail.com>
10 Şubat 2011 09:47
PATLAMA.jpg

ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİNDE “PATLAYAN” HÜKÜMETİN POLİTİKALARIDIR!..

 

            Çalışanların durumunu “torba yasa tasarısı” ile daha da kötüleştiren hükümeti protesto eylemi, OSTİM ve İvedik Organize Sanayi Bölgesi’nde 9 saat arayla meydana gelen iki büyük patlamanın gölgesinde kaybolup gitti… Ankara’nın dondurucu soğuğunda emekçilere sıkılan soğuk su ve biber gazı yeterince konuşulamadı…

            18 masum insanın ölümü ile sonuçlanan bu “kaza”lar üzerine yapılan, “kaza-kader” anlayışından üretilmiş bilimdışı açıklamalar ikinci şok etkisini yaptılar… B:ir kaç yıl önce doğalgaz zehirlenmesinden ölen öğrenciler ile Zonguldak’taki maden kazasında yaşamını kaybeden işçiler gibi, bu cinayet gibi “kaza”nın sorumlusu yine  işçiler gösterildi!..

            Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in sıcağı sıcağına yaptığı açıklama adeta bir itiraf gibi. Bakan:”Biz 2007 yılında denetim yapmışız, işletmenin işletme belgesi olmadığını öğrendim, İşçi sağlığı ve iş güvenliği insanın kendi sağlığını ciddiye almasıyla olabilir...” diyerek(1), hayatını kaybedenleri  ciddiyetsiz” olmakla suçladı..  İşletmenin “işletme belgesi” olmadığını söyleyen Bakan, 74 milyon insanı işletiyor gibi!.. 2007’den bu yana denetim yapılmadığını söylemesi ise suçluluğun ikrarı. Ülke  işçi sağlığı ve iş güvenliği” bakımından denetimsiz ekence dönemi yaşıyor…

            Büyükşehir Belediye Başkanı’nın açıklaması tam bir rezalet. İçerikten yoksun, yine ölen işçiler ile diğer ilgili kurumları suçlayıcı nitelikte. Gökçek:”Büyük ihtimalle işçilerin yanlış bir uygulamasından tüp patlaması olabilir” (1) diyerek, o da kusuru peşinen işçilere yüklemiştir!..

            Madem öyledir ve büyükşehir belediyesinin bu olayın yaşanmasında bir kusuru yok, o zaman ne diye belediye başkanı, her iki patlamada yaşamını yitiren işçilerin ailelerine birer ev verilmesi için meclis kararı almak istiyor?  Ankara’da ilk defa bir kaza yaşanıyor değil ki!..

            Neden öncekilere değil de bu kazada ölenlere birer ev verilmek isteniyor? Bu sorunun cevabı, Gökçek’in ilk günkü açıklamasında var zaten. Bakın ilk patlama için ne diyor başkentin “ucube” belediye başkanı:  “Organize sanayi bölgelerinde belediyelerin hiç bir yetkisi yoktur. Buradaki ruhsatları biz vermeyiz. Buradaki kontrolleri biz yapmayız, ne ilçe ne büyükşehir belediyesi. Organize Sanayi Kanunu gereği burası tabiri caizse kendi başına yönetilir, kendi başına buyruktur…”(2) Gökçek bu açıklama ile ilçe belediyesini de savunmaya çalışarak kendi sorumluluğunu gizleme çabasında. Büyükşehir belediyesi ile ve diğer kurumlarının yapması gereken “denetim” görevini, böyle bir hamle ile Organize Sanayi Bölgesi yönetimlerinin üzerine yıkma hesabı içinde. Aklınca işin içinden bu şekilde sıyırıp çıkacak. Oysa yasal durum karşısındaki gerçek,  gösterilmek istenen gibi değil...

            Aslında başkentte “patlayan”  AKP hükümetinin çalışanlara reva gördüğü çağdışı politikalarıdır…

            Yasalarımız uyarınca; Ankara Büyükşehir Belediyesi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı bu “kazalar”dan doğrudan sorumlu olan kurumlardır:  Her ne kadar  İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik” hükümlerine göre, organize sanayi bölgelerinin tüzel kişiliklerine “ruhsat verme” ile ilgili bazı yetkiler devredilmiş ise de “Birinci Sınıf Gayrisıhhi Müessese” niteliği bulunan bu tür işyerlerini denetleme görevi, büyükşehir belediyelerinin üzerindedir.(3) Ruhsat için alınan harç paraları bile büyükşehir belediyesi adına tahsil edilerek; belediye hesabına yatırılması bunun en açık kanıtıdır.  Diğer yandan, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, sanayi sitelerini kendi yetkileri bakımından denetlemek görevinin Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın üzerinde bırakmıştır.(4)

            Aynı şekilde 4562 Sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanun ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın “…gerekli gördüğü hallerde veya şikâyet üzerine OSB`lerin her türlü hesap ve işlemlerini denetlemeye ve tedbirler almaya yetkili” olduğu tartışmasızdır.(5) “Her türlü” işlemi denetlemeye yetkili olan bakanlığın, bu görevini gereği gibi yerine getirdiğini söylemek ise imkânsızdır. Sanayi mamullerinin standartlarını hazırlamak ve kalite kontrolünü yapmak da Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın görevleri arasındadır. Dolayısıyla başkentin orta yerinde “ruhsatsız boya ve tiner” imalatı yapılıyor olması, bir mazeret veya savunma olarak ileri sürülemeyeceği gibi bakanlığın sorumluluğunu daha da artırır…

            Küçük sanayi siteleri ve organize sanayi bölgelerinde yer alan sanayi işletmelerinin iyileştirilmesi ve ortak yararlarına yönelik hizmetleri vermek görevi, yine aynı bakanlığın Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı’na verilmiştir.(6) Yasal durum böyle de ilgili bakan ne iş yapıyor? Herkesin bildiği gibi o da diğer meslektaşları ile birlikte, rejimin temel dayanağı olan “kuvvetler ayrılığı” ilkesini ortadan kaldırmakla meşguldür. Bu hususta kabine üyeleri tam bir uyum içinde. “Yargı bağımsızlığı”nı yok etmek için tam gün mesai yapıyorlar…

            İşçi sağlığı ve iş güvenliği”(7) bakımından durum nedir? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bu hususta “denetim” görevini yapmadığı, bizzat bakanın açıklamasından ortaya çıkmıştır. Bakanın açıklaması ile bakanlık müfettişlerinin söz konusu işyerlerine üç yıldır uğramadıklarını da dolaylı şekilde itiraf etmiştir...

            Gayri Sıhhi Müesseseler(8Yönetmeliği’ne göre, ise bu tür işyerlerinin Sağlık Bakanlığı’nın vereceği izin(9) ile açılabileceği ve izinsiz faaliyet gösteren işyerlerinin,  kapatılacağı son derece açıktır…

            Kaldı ki, Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile; “…gayrisıhhi işyerleri ile halk sağlığına ve çevreye etkisi olan diğer işyerlerini kentin belirli yerlerine toplamak, …bunlarla ilgili düzenlemeleri yapmak” görevi büyükşehir belediyelerine verilmiştir. “Patlayıcı ve yanıcı madde üretim ve depolama yerlerini tespit etmek… fabrika ve sanayi kuruluşları ile kamu kuruluşlarını yangına ve diğer afetlere karşı alınacak önlemler yönünden denetlemek, …bu konudaki izin ve ruhsatları vermek” görevi büyükşehir belediyelerinin görevleri arasındadır.(10)…  Organize sanayi bölge yönetimlerine verilen yetkiler “alt yapı tesisleri kurma, kullanma ve işletme hakkı” ile ilgilidir… Buradan yola çıkarak büyükşehir belediyesi ile ilgili bakanlıkları aklamak olanaksızdır…

            Yukarıda kısaca özetlenen yasa, tüzük ve yönetmelik hükümleri karşısında Gökçek’in  savunmalarının  aksine, organize sanayi bölgelerinin “kendi başına buyruk” yerler olmadıkları son derece açıktır...

            Ankara halkına karşı görevini yerine getirmeyen bu “kaşarlanmış” belediye başkanı, topladığı doğalgaz paralarını dahi BOTAŞ’a vermeyerek, hazinenin üzerine yıkmış ve sonuçta 74 milyon halka ödetmiştir. 16 yılda 16 metre “metro” kazmayan ve dişe dokunur bir tek icraatı olmayan büyükşehir belediye başkanının, bulduğu her fırsatta ana muhalefet partisi liderine sataşması, “icraatlarının” tartışılmasını ikinci plana itmek içindir. Nedense hazretin kendisi için yasa çıkartılmasını istemek aklına gelmiş de Organize Sanayi Bölgelerinde güvenli çalışma ortamı yaratılması, hiç aklına gelmemiştir. Gökçek, gün aşırı “yandaş” televizyonlara çıkıp, kendini “Başbakan” havasına sokarak Kılıçdaroğlu’na “laf atmayı”  artık Ankara halkına icraat olarak yutturamayacak. İ. Melih, CHP Genel Başkanı ile söz dalaşına girerek, aklınca kendini o düzeyde muhatap kabul ettirecek. Böylece seçimden önce hep kendinden söz edilecek!.. Kafasının işlediği tek şey kendi siyasi geleceği!..

             Gökçek Efendi! Bu numaraları yemezler!.. Zaten kafanda kurduğun bu kurnazca planlar, Ankaralı hemşerilerimizin gözünden kaçmış da değil!..

            AKP’li Melih’in bu defa halkı aldatması öyle kolay olmayacak. Bütün karartma çabalarına karşın, gerçekler Ankara’dan dalga dalga Anadolu’nun her köşesine yayılacaktır…(AZ AŞAĞIDA SÜHEYL BATUM'LA İLGİLİ BİR YAZI DAHA VAR...)

            Av. Cemil Can

 DİPNOTLAR

(1) 4 Şubat 2011 günlü Cumhuriyet Gazetesi.

(2) 3 Şubat 2011 günlü Cumhuriyet Gazetesi.

(3)İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin 15.Maddesi.

(4) Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2. Maddesi.

(5)4562 Sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun 23 ve 24. Maddeleri.

(6) Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun’un 12.Maddesi.

(7) İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yönetmeliği’nin 7/h ve 9/b maddeleri.

(8) Gayri sıhhi müesseseler: Faaliyeti sırasında çevresinde bulunanlara biyolojik, kimyevi, fiziki, ruhi ve sosyal yönlerden az veya çok zarar veren veya vermesi muhtemel olan ve doğal kaynakların kirlenmesine sebep olabilecek kurumlardır.

(9) Gayri Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği’nin 12. Maddesi.

(10)5216 Sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu’nun 7/(i) , (j) ve (u) maddeleri.

 

                                                                 operasyon_irak.jpg


KARTONDAN ADAMLAR VE ÇAKALLAR!..

                Mao’nun ABD emperyalizmi için söylediği “kâğıttan kaplan”(1) nitelemesini Süheyl Hoca’nın TSK için söylemesine Başbakan ve hükümet balıklama atlayıp,  can simidi gibi sarıldı. Bunun için Batum Hoca’nın öngörülemez bir taktik hata yaptığı söylenebilir. Onun asıl vurgu yaptığı: “Meğer ABD içini oymuş. O koca ağacı hop diye yıkmışlar” cümlesi içindeydi. Bu ifadenin akla getirdiği TSK, NATO ve ABD ilişkileri çerçevesinde Türk Ordusuna bugüne kadar yapılan aşağılama ve hakaretlerin nasıl da sineye çekildiği idi. Bir de bu aşağılamalar karşısında AKP hükümetlerinin takındığı tavır tabi…

                Örneğin benim aklıma ilk gelen: Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentindeki Türk Özel Harekât Timlerinin bulunduğu büroya, Amerikan Ordusuna bağlı askerler tarafından 4 Temmuz 2003’te yapılan baskın sonunda kafalarına çuval geçirilerek Kerkük’e götürülmeleri olayından sonra yaşananlardır.(2) Anımsadınız mı bilmem. O tarihte Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül:”Amerika bir süper güçtür. Özür, ancak eşit güçler arasında beklenebilir. Büyük devletler özür dilemez" demişti.(3) Başbakan da gazetecilerin sorduğu “Türkiye ABD’ye nota verdi mi?” sorusunu: “Bu müzik notası değil, aklınıza her estiğinde verilmez!(4) sözleri ile yanıtlamıştı. Bu millet hiçbir zaman bunları unutacak değil!..

                Dilerseniz bir de bu olayların ABD Büyükelçisi Ross Wilson tarafından nasıl rapor edildiğini anımsayalımBüyükelçi Washington'a gönderdiği şifreli mesajda, Türk askerinin başına çuval geçirilmesinin yarattığı “travmayı” anlatıyor ve "Bunun acısı bir kuşak boyunca geçmez" ifadesini kullanıyordu(5)…

                Şimdi bir önceki paragrafa  dönerek Başbakan ile Başbakan Yardımcısı ve  Dışişleri Bakanının açıklamalarını bir kez daha okuyabilirsiniz. Sakın onların yerine siz utanmayın!..

                Hükümet o gün bir “nota” bile vermekten aciz halde idi ve Türk Ordusu’nun itibarının beş paralık edilmesi karşısında suskundu. Halkla da alay ediyorlardı. Acaba ABD’ye karşı bir diyet borçları mı vardı? Bu soruyu sormak için o zaman belki erkendi. Şimdi yanıtı siz verin. Yanıtınız için bir satırı boş bırakıyorum:……………………………………………………………………………………………………………

                PKK’yı bitirmek üzere Kuzey Irak’a giren TSK’nin,  ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in ziyaretinden sonra, operasyonu bitirmeden geri çağrılmasını anımsadınız mı? Geri çağrılmanın hemen arkasından Baykal’ın yaptığı bir açıklama vardı. (6) Onu da mı unuttunuz? Operasyonun ortasında askerleri geri çağıran bu hükümet değil miydi? O zaman TSK’nin itibarı hiç zedelenmedi mi?..

                AKP’nin yandaş, besleme ve kiralık kalemi Mümtazer Türköne “Orduyu tasviye edelim” derken Silahlı Kuvvetleri, küçümseyip aşağılamadı mı? Başbakanın veya Arınç’ın ağzından en küçük bir kınama veya “maksadı aşma” anlamına gelen bir sözü duydunuz mu?..

                Allah’a çok şükür ediyorum ki Türkiye bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş. Yoksa bunların savaşacak halleri yok. Askerlikten başka her şeyi yapmışlar”(7) diyerek topyekûn generalleri aşağılayan; arkasından da 27 Nisan 2007’de Genelkurmay Başkanlığı sitesine (danışıklı olarak)konulmuş olan “bildiri” üzerine,  Otur oturduğun yerde. Sen benim emrimde bir memursun, benim ne yapacağıma karışamazsın” (8) şeklinde cevap vererek, orduyu küçümseyen ve hakaret eden Bülent Arınç değil miydi? Sırası gelmişken AKP’yi ikinci kez iktidara taşıyan “kararlı tutumun”, önceden kurgulandığı açık olan bu cümleler ile verildiğini unuttunuz mu?..

                Masa başında üretilmiş kanıtlarla, aralarında kuvvet komutanları ve 1’nci  Ordu Komutanı’nın da bulunduğu,  42 general ile 102 subayı “adi suçlular” gibi ifade için savcılığa çağıran Süheyl Hoca değildi!..(9) AKP hükümeti o zaman TSK’nın itibarını neden hiç düşünmedi?..

                Arınç’a suikast” yalanı ile girilen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kozmik odalarda aranan neydi? Seferberlik halinin en kritik bilgilerinin saklı olduğu(10)  odalara girilirken; bu ülkeyi kurtaran, Cumhuriyeti kuran, emperyalizmi iki kez üst üste yenen bu ordunun, bir itibarı vardır diye hiç düşünüldü mü?..

                Silahlı Kuvvetlere ABD karşısında boyun eğdiren de bu hükümettir. Komutanları “şamar oğlanı”na çeviren de, ulusça itibarımızı zedeleyenler de onlardır… O bakımdan Süheyl Hoca’nın söylediklerine karşı gösterdikleri tepkiye aldanmamak gerekir!.. Onların asıl amacı, her konuda ipliklerini pazara çıkaracağı belli olan ünlü ve etkili bir Anayasa Hukuku Profesörünü kamuoyunun gözünde yıpratmaktır. Bundan da daha önemlisi; Başbakan’ın geçenlerde devirdiği çamı gölgede bırakmaktır. Türkiye’nin Başbakanı, Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımız için “besleme” diyebilir mi? Dedi işte. Asıl skandal budur. Başka yerlerde olsa, bu sözler hükümetleri düşürür. Seçimlere 5 ay kala AKP’nin eline  “polemik konusu” yapacağı böyle fırsatları vermemek gerekirdi…

                Gelelim işin CHP ile ilgili yanına. Genel Başkan’ın grup toplantısında söylediği:“ Orduyu eleştirmek, ancak CHP Genel Başkanı katında olur”(11) sözleri ile tartışmaya son nokta konulmuştur. Bu açıklamaya göre, AKP’nin üzerinde fırtına kopartmaya çalıştığı konu, CHP açısından bir “işbölümü” sorunudur. Orduya karşı eleştirileri Genel Başkan yapacak!.. Konu anlaşılmıştır. Süheyl Hoca’nın ve bizim bilmediğimiz bu kurala göre, Hocanın açıklaması için en fazla söylenebilecek; genel başkanın “yetki alanına tecavüzdür.” Bu da bir parti içi disiplin sorunudur. Süheyl Hoca özür dilediğine göre, konu CHP açısından tamamen kapanmış olmalıdır...

                Ne var ki, bu fırsatı kaçırmak istemeyen başta AKP olmak üzere sol kanatta da bazı kişiler bulunmaktadır. Tek sermayeleri “temkinli konuşmak” olan bu “kurt” politikacılar, yattıkları pusudan Hoca’yı ateş altına almışlardır!.. Dolayısıyla Genel Başkan’ın son derece açık olan ve  işbölümü” çerçevesinde değerlendirilmesi gereken yanıtının, Süheyl Hoca için “lütfen kapıyı dışarıdan örter misiniz” anlamına geldiğini söyleyerek,(12) başka hesaplara kapı aralamaktadırlar. Doğal olarak bunlara inanmamız için bir sebep kalmamıştır!.. Kılıçdaroğlu’nun açıklamasından sonra, tam tersine anlam verecek şekilde bir köşe yazısı kaleme almanın ne anlamı olabilir? Bence kendileri için münasip bir yer açma çabası içindeler…Yer mi yemez mi göreceğiz…

                Süheyl Hoca’nın “kâğıttan kaplan” ifadesini, amacını aşan bir kavram olarak değerlendirmek de doğru değil... Hocanın genel olarak söylemi bellidir. Sadece taktik açıdan AKP’nin eline “malzeme” ve “fırsat” verdiği söylenebilir… Hocayı savunmaya kalkışarak tartışmayı yeniden alevlendirmek doğru değil.. Bir an için Hoca’nın beyanını “maksadını aşan” bir ifade olarak kabul etsek bile, böyle bir durumda onun istifasını istemek haksızlık ve fırsatçılıktır…

                Hiçbir CHP’liye böyle bir istekte bulunmak yakışmaz!.. Eğer her amacını aşan ifadeler kullananın istifa etmesi gerekseydi; başta Genel Başkan’ın göreve geldiğinden bu yana en az 10 defa istifa etmesi gerekirdi. Çünkü pek çok kez özür dilemiştir ve her özrün arkasında en az bir “maksadını aşan” ifade vardır!..  Dolayısıyla “Orduyu eleştirmek, ancak CHP Genel Başkanı katında olur” cümlesinden AKP’nin canı gönülden istediği; Süheyl Batum “istifa et” mesajı çıkartılamaz!..

                Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1Mao’nun ünlü sözü. ABD'nin çok güçlü görünüyor olsa da tüm dünya ile başa çıkmasının imkansız olduğunu anlatmak istemişti bu sözlerle:

"i have said that all the reputedly powerful reactionaries are merely paper tigers. the reason is that they are divorced from the people. look! was not hitler a paper tiger? was hitler not overthrown? i also said that the tsar of russia, the emperor of china and japanese imperialism were all paper tigers. as we know, they were all overthrown. u.s. imperialism has not yet been overthrown and it has the atom bomb. i believe it also will be overthrown. it, too, is a paper tiger. "

Anlamı:

"Güçlü olarak nam salmış tüm gericilerin sadece kağıttan kaplan olduğunu söylemiştim. Bunun nedeni halktan kopuk olmalarıdır. Bakın! Hitler bir kağıt kaplan değil miydi? Hitler devrilmedi mi? Rus Çarı’nın, Çin İmparatoru’nun da ve de Japon emperyalizminin de. Hepsinin de kağıttan kaplan olduğunu söylemiştim. Biliyoruz ki hepsi devrildi, ABD  emperyalizmi henüz devrilmedi ve elinde atom bombası var. Onun da devrileceğine inanıyorum, o da bir kağıt kaplan."

http://www.marxists.org/...ao/works/red-book/ch06.htm

(2) "Her vesileyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin siyaset dışında kalması gerektiğini savunan bu siyasilerin, Türk Silahlı Kuvvetlerini günlük siyasi tartışmaların içerisine çekme gayretleri üzüntüyle izlenmektedir.Çevremizde sonu belli olmayan istikrarsızlıkların yoğunlaştığı bir dönemde, sadece güvenlik alanındaki görevlerini en iyi şekilde yerine getirme gayreti içinde olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin siyasi tartışmalara konu edilmesi, ne ülkemize ne de herhangi bir siyasi görüşe fayda sağlayacaktır.Kendi görüşleri doğrultusunda kamuoyu oluşturmak isteyen siyasilerin, Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili söylemlerinde daha özenli olmaları ve asker üzerinden siyaset yapmamaları beklenmektedir."

 İşte askerin açıklama yapmasına neden olan o sözler:

CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum (Zonguldak Atatürkçü Düşünce Derneği Şubesi):

 Koca bir askeri yıktılar, meğer kağıttan kaplanmış, biz bunu asker zannedermişiz, meğer ABD içini oymuş. O koca ağacı hop diye yıktılar. Ancak CHP’yi yıkamadılar.”

 http://www.milliyet.com.tr/genelkurmay-dan-kagittan-kaplan-aciklamasi/siyaset/sondakika/07.02.2011/1349274/default.htm

(3Türkiye Büyük Millet MeclisiGenel Kurul Tutanağı22. Dönem 2. Yasama Yılı,92. Birleşim 25/Mayıs /2004 Salı günü:

http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_b_sd.birlesim_baslangic?P4=11926&P5=B&page1=29&page2=29

(4) Tayyip, daha sonra sitemin bile yanlış olduğunu düşünmüş ve gazetecilerin sorduğu “Türkiye ABD’ye nota verdi mi?” sorusuna şöyle cevap vermişti:

“Bu müzik notası değil, aklınıza her estiğinde verilmez!”

http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/02/23/tayyip-israil%E2%80%99e-%E2%80%9Cmuzik-notasi%E2%80%9D-mi-vermis/

(5Wikileaks'ten son sızan belgelere göre eski ABD Büyükelçisi Ross Wilson, Türk askerinin başına çuval geçirilmesinin böyle yorumladı.

Amerikalı diplomatların kabusuna dönüşen Wikileaks belgeleri arasına 2003'teki "çuval krizi" de girdi.

Belgelere göre eski ABD Büyükelçisi Ross Wilson, Washington'a gönderdiği şifreli mesajda, Türk askerinin başına çuval geçirilmesinin yarattığı travmayı anlatıyor ve "Bunun acısı bir kuşak boyunca geçmez" ifadesini kullanıyor.


Wilson 30 Ocak 2006 tarihli kriptoda, "Amerikan askerlerinin Türk özel kuvvetleri askerlerinin başına çuval geçirmesi, ülkenin ulusal gururunun bir yarası olmaya devam ediyor” diyor.

 

Türkiye-ABD ilişkilerinin çuval krizi nedeniyle sarsılmasını Irak savaşının yol açtığı en büyük kayıplardan biri diye niteleyen Wilson"un notunda, o günlerde Türkiye'yi ziyaret edecek olan, dönemin Deniz Piyadeleri Komutanı General Michael Hague'a tavsiyeler de var. 

Ross Wilson, "Başbakan Erdoğan'ın Washington ziyaretinin olumlu hava estirdiğini" vurguluyor, "Ancak yine de ilişkiler tam olarak düzelmiş değil" ifadesini kullanıyor.

 

http://www.2023istanbul.com/haber/1108/abd-buyukelcisinin-turk-askerinin-basina-cuval-gecirme-yorumu.html

(6http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/437772.asp#storyContinues

(7) http://www.turktime.com/haber/ARINC-TAN-ILGINC-CIKIS-ALLAH-A-SUKUR-BU-GENERALLER-ZAMANINDA-SAVASA-GIRMEDIK/49077

(8) http://www.posta.com.tr/siyaset/HaberDetay/_Otur_oturdugun_yerde_.htm?ArticleID=57651

(9) http://haber.tnn.net/GEN/2540286/Balyoz-da-42-si-General-102-Subay-Hakkinda-Tutuklama-Karari-Cikarildi

(10) http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13323194.asp

(11) http://www.dha.com.tr/haberdetay.asp?Newsid=141018

(12)09.02.2011 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki Orhan Birgit’in köşe yazısı.

 

 


--
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız:
Google Grupları "pınarslayt" grubu.
İlginc buldugunuz POWER-POİNT (SLAYT-PPS) yayinlandigi gruptur. Sizinde paylasacaginiz slaytlar varsa gonderin. mutlaka eki slayt olsun
*Herkese açık web sitesi*
http://groups.google.com/group/pnarslayt
*E-posta*
pnarslayt@googlegroups.com
 
 
 
kaliteli slayt grubu
 
 
 
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/pnarslayt?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin