Olmak ya da Olmamak
Mehmet Bedri Gültekin
Bir Sayfaya Sığan Dünya Tablosu (1)
28 Aralık tarihli Hürriyet gazetesinde, ekonomi haberlerinin yer aldığı 2. sayfasındaki haber, adeta günümüz dünyasının bir özeti gibiydi.
2008 yılında ABD’de patlayan ve ardından bütün dünyayı etkileyen krizle birlikte değişen ve değişmeye devam eden ekonomik ve siyasi tablo, tek bir sayfaya sığmış.
Elbette bu, durum Dünya’daki değişimin artık her gün ve dünyanın her tarafında, kendisini çok belirgin bir şekilde yaşanan çok sayıda olgu ile ortaya koymasının bir sonucudur.
Hürriyet gazetesinin (28 Aralık 2011, Çarşamba) 2. sayfasında yer alan haberlere bakalım:
1. Haber: Çin ve Japonya İkili Ticarette ABD Dolarını Aradan Çıkarıyor:
Amerika’nın hâla dünyanın en büyük gücü olması, ABD ekonomisinin hâla en büyük ekonomi olmasının nedeni, bilindiği gibi üretim gücünden kaynaklanmıyor. Dünyanın dört bir yanında 750 üs’te bulunan Amerikan askerî varlığı önemlidir. Ama bu varlıkta yalnız başına birincilik durumunu açıklayamaz.
Bütün olumsuzluklara rağmen, ABD ekonomisinin hala GSMH büyüklüğü bakımından dünyanın en büyük ekonomisi olması, dolar’ın uluslararası ticaretle ve para ilişkilerinde hâla değişim parası olmasından dolayıdır.
1944 yılında Bretton Woods’ta kurulan sistem, yıllar içinde ABD lehine yapılan değişiklerle bugüne kadar geldi.
Kapitalist dünyanın 1970 yılından sonra içine girdiği kriz, 1973 yılındaki petrol krizi (OPEC’in ham petrol fiyatlarına yaptığı büyük zam) ile derinleşince, ABD çareyi altın esasına bağlı dolar prensibinden vazgeçmekte buldu.
Artık sıkıştığında istediği kadar dolar basabilecekti.
Nitekim 2008 yılında patlak veren son krize ABD’nin bulduğu “en etkili çare”, bol miktarda dolar basmak olmuştur.
Elbette bu “para”nın da karşılığı vardır. Karşılık, dünyanın ezilen milyarlarının alınteri ile yarattığı değerdir.
Yani ABD, Cent’e mâlettiği boyalı kâğıt parçasını 100 dolar olarak, dünyanın geri kalanına dayatmaktadır.
Bunu mümkün kılan ise dünyanın dört bir yanında, 750 askerî üs’te konuşlanmış olan savaş makinesidir.
Aksi takdirde, GSMH’nın sadece yüzde 13’ünü kendi ülkesi içinde üreten bir ülke, dünyanın en büyük ekonomisi olamaz.
ÇİN, JAPONYA, HİNDİSTAN
İşte bu “saadet zinciri” şimdi kopmaktadır.
Çin ve Japonya kendi aralarındaki ticarette doları devre dışı bırakıyorlar. Japonya, önümüzdeki dönemde benzer bir antlaşmayı Hindistan’la da yapacağını açıkladı.
Çin ile Japonya’nın dış ticaret hacmi 2010 yılında 339 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2011 yılında bu rakamın 400 milyar dolar civarında olacağı tahmin ediliyor.
Sadece bu iki ülkenin doları devre dışı bırakması bile ABD ekonomisine büyük bir darbedir.
Böyle bir adım, yıllık 400 milyar dolar gibi bir Amerikan parasının, kös kös anayurduna geri dönmesi anlamına gelir.
BRİC ÜYELERİ
Çin ve Rusya ise kendi aralarındaki ticaretle, doları devre dışı bırakmak istediklerini çok daha önce açıklamışlardı.
İran bütün dış ticaretini dolar dışında başka bir rezerv para (Euro) ile yapmak isteğini ilan etmiş ve bu yönde çağrıda bulunmuştu.
BRIC ülkelerinin tümünde bu yönde bir eğilim olduğu biliniyor. Çin, dolar dışında başka rezerv paralara geçme politikasını, bilindiği üzere zamana yayarak uyguluyor.
Ama BRIC ülkelerinin, doları devre dışı bırakmaları demek, Amerikan hâkimiyetine en öldürücü darbenin vurulması demektir.
Satın alma gücü paritesi esas alınarak yapılan hesaplamalara göre BRIC ülkelerinin ekonomik büyüklükleri, Çin 10.1, Hindistan 4, Rusya 2.2, Brezilya 2.1 trilyon dolardır.
Bu rakamlar toplam olarak ABD’den daha büyük, AB’ ye ise neredeyse eşittir.
AB’nin içinde bulunduğu derin kriz ve BRIC üyelerinin ise yakaladıkları büyüme eğilimi göz önüne alındığında, BRIC’in dünyanın bir numaralı ekonomik gücü olmasının, yaşadığımız günlerin sorunu olduğunu söyleyebiliriz.
İşte bu ekonomik gücün, doları devre dışı bırakması demek, Amerikan hakimiyetinin sonu demektir.
Ve Amerika’nın bu gelişme karşısında yapabileceği hiçbir şey yoktur.
JAPONYA’NIN TAVRI
Çin’in söz konusu antlaşmayı Japonya ile yapması üzerinde durmak gerekiyor.
Japonya bilindiği üzere II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’ nın bölgedeki en yakın müttefiki olageldi.
1980’lerde Dünya’nın iki nolu ekonomik gücü haline gelen Japonya’nın Amerika için yarattığı tehdit, bu ülkenin para biriminin (Yen) değerini Pasifik üzerinden gelen baskılara direnemeyerek yükseltmesiyle sonuçlandı. Bunun sonucunda Amerika rahat bir nefes aldı. Ama Japonya, tam 20 yıldır kronik durgunluk ile boğuşuyor.
İşte bu Japonya, şimdi en hayati meselede, dolar’ın egemenliği konusunda Amerika ile değil, Çin ile birlikte hareket ediyor.
“Amerikan Çağı”nın sonuna geldiğimizin tartışma götürmez bir kanıtı da budur.
ABD’NİN BORÇ ÇIKMAZI
2. Haber: ABD, 15,2 Trilyon Dolar Olan Borç Limitini, 100 Milyar Dolar Aştı:
2. sayfanın bu haberine göre ABD, Kongre tarafından belirlenmiş borç limitini 100 Milyar dolar aşmış bulunuyor. Oysa daha geçen Temmuz ayında Obama yönetimi, Kongre’den 400 milyar dolar daha borçlanmak için yetki istemişti.
Yetmemiş 100 milyar dolar daha fazla borçlanmışlar.
Ve Obama yönetimi, -gazete haberine göre- 1,2 trilyon dolar daha borçlanmak için Kongre’ye başvurmaya hazırlanıyor.
Bu bir kısır döngüdür. Son otuz yıldır ABD, giderek artan bir hızla borçlanıyor. Üreten ekonomi olmaktan çıkıyor.
Şu anda toplam borç yükü GSMH’nı aşmış vaziyette. Herkes Yunanistan, İtalya, İrlanda ve İspanya’yı konuşuyor “borçlarını nasıl ödeyecekler?” diye…
Bir Sayfaya Sığan Dünya Tablosu (2)13 Ocak 2012
3. Haber:”Çin ve Japonya’nın Bu Adımı Birliğin Önemini Hatırlatıyor”
Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble, Çin’le Japonya’nın aralarındaki ticarette doları devre dışı bırakma kararlarından hareketle, “Euro Bölgesi”nin ve Euro kullanımının neden önemli olduğunu anlatmaya çalışmış.
Bilindiği üzere Euro Bölgesi; Yunanistan, İtalya, İspanya ve İrlanda gibi ülkelerin yaşadığı “borç yükü” sorunundan dolayı ciddi bir kriz içinde. Hatta basında, önümüzdeki dönemde Euro Bölgesinin daralacağı, sorunlu ülkelerin dışlanarak, ekonomileri güçlü AB merkez ülkelerinin yeni bir Euro Bölgesi olarak yola devam edecekleri yorumları sıkça yer alıyor.
Almanya bilindiği üzere Birliğin lider ülkesi olarak krizi, kendi önderliğinde daha sıkı birleşmiş bir Avrupa yaratmak için değerlendirdi. Artık Almanya, bundan böyle diğer AB maliye ve para politikalarının belirlenmesinde daha fazla söz sahibi olacak.
Çin-Japonya Antlaşması’ndan hareketle kendi durumlarını şöyle tanımlıyor Almanya Maliye Bakanı: “Japonya ve Çin, ortak para birimi konusunda attığı sürpriz adımla bizi şaşırttı. Bu gelişmeler, birleşmiş bir Avrupa’ya sahip olduğumuzu yeniden hatırlamamızı sağlıyor. Birleşmiş Avrupa, dünyanın en güçlü ekonomik bölgesini temsil ediyor.”
Schaeuble’nin vurguları önemlidir. Buradan, Almanya’nın attığı adımlarla, bütün Avrupa ile birlikte bundan sonra ABD’den daha bağımsız hareket edeceğini söyleyebiliriz.
4. Haber: Merkel;”Kriz Tek Seferde Çözülemez”
Almanya Başbakanı Angela Merkel, bugün özellikle AB’nin nispeten zayıf ekonomilerini etkileyen, ama en güçlü ekonomilerin bile dışında kalamadığı krizin yıllarca süreceğini itiraf ediyor.
İtiraf ediyor çünkü alınan tedbirlerin (1 trilyon Euro’luk kurtarma paketi, daha sıkı maliye ve para politikaları, krizi emekçilerin üzerine yıkma ve topluluk olarak borç bulma) çok fazla işe yarayamayacağını biliyor.
Bütün bir kapitalist dünyayı ve bu arada Avrupa Birliği’ni de girdabına çekmiş olan kriz, mali krizdir. Üretim süreci ile hiçbir ilgisi olmayan mili sermayenin egemenliğinin sonucu ortaya çıkmıştır.
Avrupa, haramilerin pençesindedir. Krize giren Yunanistan ve İtalya için bulunan çare, bu ülkelerin başına Amerika’nın en büyük “tefeci kuruluşu” Goldman Sachs’ın eski çalışanlarını oturtmak olmuştur.
Buradan çare çıkmaz. Kriz daha da derinleşecektir. Onun için Merkel “uzun yıllara yayılacak krize hazır olun” diyor.
5. Haber: Fransa’da İşsizlik 12 Yılın Rekorunu Kırdı
Bu haber üzerine yorum yapmaya gerek yok. Merkel’in “yıllar sürecek” dediği krizin, emekçiler açısından Fransa’daki durumunu anlatıyor:
Fransa’daki işsizlik, kamuoyunda 2,84 milyonla, son 12 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Fransa Çalışma Bakanlığı’nın verilerine göre, ülkede Kasım ayında işsiz sayısı 29 bin 900 artarak 2 milyon 844 bin 880’e ulaştı… Ülkede işsiz sayısı, geçen ay, geçen yılın aynı ayına göre, yüzde 5,2 artış gösterdi.
Avrupa Birliği’nin “iki merkez ülkesinden biri” olan Fransa’nın durumu, yaşanan kriz hakkında bir fikir veriyor.
6. Haber: Brezilya;” Avrupa’ya Şartlı Destek Veririz”
Krizin başladığı 2008 yılından bu yana tam üç yıl geçti. Üç yılın sonunda önemli değişimler yaşandı.
1970’lerden başlayarak 2000’lere kadar süren dönemde, dünyanın çeşitli ülkelerinden gazete sayfalarına veya radyo-TV’lerin bültenlerine düşen haberler genellikle şöyleydi:
“Ekonomik krizle boğuşan A ülkesinin başbakanı ya da maliye bakanı, IMF veya DB yetkilileri ile, ABD veya AB’nin filanca yetkilisi ile borç veya kredi almak için görüştü.”
Son birkaç yıldır giderek daha fazla okuduğumuz haberler ise şöyledir:
“Amerika ve AB yetkilileri krizden çıkmak için ihtiyaç duydukları sermayeyi Çin’den (veya diğer BRIC ülkelerinden) talep ettiler.
Çin’in bugüne kadar ABD’ye verdiği borç, yaklaşık olarak bir trilyon dolardır.
Ve gene yaklaşık olarak 3 trilyon dolar kadar bir döviz rezervi bulunmaktadır. Aynı şekilde diğer BRIC ülkelerinin hepsi de ciddi bir rezerve sahiptirler.
Bir yanda borç içinde kıvranan kapitalist dünya, öte yandan rezerv bolluğu içindeki BRIC.
Borç kapısı da, kapıyı çalanlar da değişmiştir.
SON SÖZ ARTIK EZİLEN DÜNYA’DA
Yazımızı, Brezilya maliye Bakanı Guida Mantega’nın 28 Aralık tarihli Hürriyet’te yer alan haberdeki sözleri ile tamamlayalım:
Brezilya Maliye Bakanı Guida Mantega; önde gelen gelişmekte olan ekonomilerin, Uluslararası Para Fonu (IMF)’nin daha etkin hale gelmeleri ve Avrupa’nın kendi sorunlarını çözmek için daha fazla çaba göstermesi koşuluyla, Avrupa’daki borç krizinin çözümü konusunda nakit yardımında bulunabileceklerini söyledi…”
“IMF’nin bu kez Brezilya’ya, geçmişte olduğu gibi bize para vermeye değil, gelişmiş ülkelere borç vermemizi istemek için gelmiş olması, bizim için büyük bir gurur kaynağı. IMF kotalarında yapılan reformların devam etmesi ve ABD’nin de, Avrupalı ülkelerin de fona katkılarını yapmaya devam etmeleri halinde BRİCS ülkeleri, IMF’ye kaynak aktarmaya hazır.”
--
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız:
Google Grupları "pınarslayt" grubu.
İlginc buldugunuz POWER-POİNT (SLAYT-PPS) yayinlandigi gruptur. Sizinde paylasacaginiz slaytlar varsa gonderin. mutlaka eki slayt olsun
*Herkese açık web sitesi*
http://groups.google.com/group/pnarslayt
*E-posta*
pnarslayt@googlegroups.com
kaliteli slayt grubu
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/pnarslayt?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin




