11 Temmuz 2011 16:52
MEŞRUİYET
Meşruiyeti geniş anlamda kullanacak olursam; yönetilen halkın, yöneten sınıfın kabullenebilir ve desteklenebilir olmasına inanmasıdır. Yani yönetilenler tarafından; yönetici erkin meşru sayılması ve onların uyguladığı politikaların da kabul görmesi demektir. Demokratik ülkelerde toplumlar ikiye ayrılır: meşruluğa onay verenler ve meşruluğu kabul edilenler.
Meşruiyet için hukuki temel gereklidir. Ancak hukuki temelden çok daha önemli bir kavram vardır ki o da; halkın söz konusu meşruiyeti kabulüdür.
Meşruiyet için sadece yasal geçerliliğin yeterli olmadığı, halk desteğinin de gerektiği konusunda, bence dünyada eşine az rastlanır bir örneğe sahibiz: Mustafa Kemal Atatürk. Öncelikle şunu belirteyim; Gazi, halkını yıkımdan, yok olmaktan, esir edilmekten kurtarmış ve ona bağımsızlığını kazandırmış meşru bir liderdir. I. Dünya Savaşı sonrası, galip devletlerin işgaline cesurca “Dur” diyebilmek adına rütbelerini söküp attığı için halk; O’nun meşruiyetini önce savaş alanlarında benimsemiştir. Mevcut meşru yönetim; söz konusu işgale karşı hiçbir direnç göstermediği, hatta direnç gösterilmesini yasakladığı için halk; özgürlük yolunda canlarını ortaya koyup, yasal olarak meşru olan Osmanlı Hükümetini reddederek Atatürk’ü meşru lider olarak benimsemiştir.
Atatürk savaş alanında kazandığı meşruiyetini zaferle taçlandırmış ve bu da O’nun siyasi meşruiyetinin önünü açmıştır. Yasalarca temelini oluşturduğu siyasi meşruiyetini tüm halk kabul etmeseydi; saltanatın yerini cumhuriyetin almasıyla başlayan, halifeliğin kaldırılması, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması, harf devrimi, kılık kıyafet devrimi, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi gibi devrimleri gerçekleştirmesi imkansız olurdu.
Peki yüzlerce yıl boyunca saltanat ve halifelikle yönetilen halk; nasıl olur da bu büyük değişimi bu kadar çabuk kabullenir. İşin aslı; Mustafa Kemal’in meşruiyetinin altında yatan neden sadece yasal olsaydı, emperyalist desteklerle ayaklanalar; tıpkı kendisinin Osmanlı yönetimine karşı isyanı gibi başarılı olurlardı. Evet; devrim karşıtı bir takım ayaklanmalar, başkaldırmalar olmuştur. Ancak bu isyanlar hiçbir zaman ülke çapına yayılacak kadar büyük olmamış ve toplumun geneli tarafından isyancılar değil; devrimci Atatürk kabul görmüştür.
Bunun nedeni, meşruiyetin devamlılığı için halk tarafından benimsenmesi gerekliliğidir. Onun meşruiyetinin arkasında halkın sevgisi ve güveni vardı. Yüzyıllar süren geleneklerini terk etmelerinin, liderlerinin gösterdiği yolda ilerlemelerinin nedeni; o lider sayesinde uzun süre önce yitirdikleri haysiyetlerine, onurlarına, gururlarına, saygınlıklarına tekrar kavuşmalarıydı. İnsan yerine konulmalarıydı. Osmanlı yönetiminin boyun eğdiği emperyalist ülkelere kendilerini kabul ettirebilme başarısıydı.
Kendilerine; insanca yaşamı, onuru, gururu ve zaferi veren önderleri Mustafa Kemal Atatürk’ün, yanlış bir şey yapmayacak olmasına duydukları güven vardı. İşte Gazi’nin meşruiyetinin ardındaki gerçek budur. O halkını utandırmamıştır. Halkına verdiği tüm sözleri yerine getirmiş, sözünün eri biri olduğunu ispatlamış, son nefesine kadar ülkesi için çalışmıştır.
Bugün söylediğini yarın unutmamıştır. Halkına Hatay’ı; Misak-ı Milli sınırlarına dahil edeceğine dair verdiği sözü yerine getirmek için canını hiçe saymış, hasta olduğu ve kesin istirahat yapması gerektiği halde sözünde durmuştur. O siyasi konuşmaları, politik oyunları halkına karşı değil; emperyalist ülkelere karşı yapmıştır. Bunu yaparken de şahsi menfaat gütmemiş; daima halk yararını, ülke çıkarını gözetmiştir. Gerçek anlamda halktan biri olmayı başarabilmiştir. Yurt gezilerinin masrafını cebinden karşılayacak kadar milletin yoksulluğunu görebilmiş; bu nedenle maaşının yetmediği zamanlarda dahi meclisten zam istemeyi utanç saymıştır. Halkıyla konuşurken onlarca korumaya ihtiyaç duymayacak kadar onlara güvenmiş, yurttaşlarını ayrım göstermeden tümüyle bağrına basmış, her kesim tarafından O’na rahatlıkla ulaşılabilmiştir. Kimseye karşı büyüklük taslamamış, mevkisinin ardına sığınmamıştır.
Herkese, örneğin köylüye “Milletin efendisi” diyecek kadar önem verdiğinden bu halk; onun meşruiyetini hiçbir zaman sorgulamamış, sorgulamaya kalkanları da içinde barındırmayı reddetmiştir. İşte bu yüzden sadece Türk halkı değil; tüm dünya O’nun meşruiyetini tanımış ve kabul etmiştir.
Toprağına “Ana” olarak bakan bu halk; O’nun sayesinde Anadolu’da özgürce yaşayabilmenin minnetiyle; kendisini “Ata” olarak bilmiş ve ona “Atatürk” adını layık görmüştür.
Gördüğünüz gibi “Meşruiyet”; yasalara en çok uyana veya en inançlı olana, en çok oy alana değil; halkı ile el ele yürüyebilene, halkının ve ulusunun çıkarlarını her şeyden üstün tutana, kendini ve geleceğini değil; halkının geleceğini düşünüp gözetene, ülkesinin saygınlığını koruyabilene, politik uygulamalarını, yaptığı anlaşmaları meşru olarak kabul ettikleri kişi ve yönetimlere verilir. İktidarların meşruiyetlerinin devamı halkın desteğine ve güvenine bağlıdır. Halk desteğini yitiren meşruiyetler; tarihin tozlu sayfalarında yerini alır. Atatürk ismi ve O’nun eseri olan Türkiye Cumhuriyeti; meşruiyeti bugün hâlâ toplumun çok büyük bir kemsi tarafından kabul gördüğü için yaşamaktadır.
ŞEBNEM ÖZBEK
11.07.2011
--
--
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız:
Google Grupları "pınarslayt" grubu.
İlginc buldugunuz POWER-POİNT (SLAYT-PPS) yayinlandigi gruptur. Sizinde paylasacaginiz slaytlar varsa gonderin. mutlaka eki slayt olsun
*Herkese açık web sitesi*
http://groups.google.com/group/pnarslayt
*E-posta*
pnarslayt@googlegroups.com
kaliteli slayt grubu
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/pnarslayt?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin