4 Kasım 2010 Perşembe

((slayt izle)) CHP'NİN İŞİ AĞIR, BU FIRSATI İYİ DEĞERLENDİRMESİ GEREKİR!




hafize sultan <hafizesultann@gmail.com>
04 Kasım 2010 08:37



ata_chp.jpg

 

                           CHP’NİN İŞİ AĞIR, BU FIRSATI İYİ DEĞERLENDİRMESİ GEREKİR!

CHP Genel Merkezindeki koltuk kimsenin malı değil. Koltuğun manevi değeri var; onda Mustafa Kemal Atatürk ile İsmet İnönü’nün oturdular. Sözüm ona, üzerinde anlaşılan tek husus budur ama, kavga yine onun için yapılıyor!..

Eski Genel Sekreter Sav konuşmasında “ideolojik anlaşmazlık” vurgusunu öne çıkardı.  Kendine Kemalist ideolojiden kalkan oluşturmak istiyor, belli ki buna ihtiyacı var... En kolay yol da bu olsa gerek. Kılıçdaroğlu, parti içindeki “korku imparatorluğunu” yıkmaktan söz ediyor. Bu sözler CHP’de ‘parti içi demokrasi’nin işlemediğini gösteriyor. Sav, Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin kurumsal kimliğini tartışılır hale getirmekle, CHP’yi ideolojik ekseninden kaydırmakla suçluyor!..

Genel başkanla düne kadar beraberdik” diyen Önder Sav, yolların ayrıldığını açıkladıktan sonra, asıl hesaplaşmanın kurultayda olacağını belirterek meydan okuyor!.. Sav’ın Kılıçdaroğlu’na yönelttiği suçlamalar, dünden itibaren başlamadı. Gandi Kemal, genel başkanlığa seçildiği günden bu yana, hatta İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına aday olduğundan beri aynı çizgide yürüyor. Kısaca ayrılık nedeni olarak ortaya getirilen konular baştan beri vardı. Sormazlar mı adama: Genel sekreter olarak itirazlarını o zaman neden yapmadın?.. 

Anlaşılan, taraflar arasındaki çatışmanın gerçek nedeni bunlar değil.  Çatışma “parti içi iktidar” kavgasından kaynaklanıyor. Şunun şurasında seçimlere ne kadar kaldı? Milletvekillerini seçecek mekanizmayı kim elinden bırakmak ister? Bu olanağı elinde tutanlar, yarın iktidar olma şansını da kendi ellerinde bulunduracaklar! Bu  saptamayı profesyonel siyaset yapanlar kolaylıkla dile getiremezler ama, vicdanları ile baş başa kaldıklarında itiraz da edemezler!..

Konuşmaları takip edin bakın, iki taraf da partinin ve ülkenin yararı için böyle yapmak zorunda kaldıklarını söyleyecektir… Kendileri için hiçbir şey istemezler!?..

Ben de bu fırsattan yararlanarak, iki tarafın itiraz edemeyeceği bir konuda halka söz vermelerini isteyeceğim. Çıkıp ortaya “yönetime geldiğimizde ilk işimiz parti içi demokrasiyi hayata geçirmek olacak” desinler. Mümkünse iki taraf da ant içsin bu konuda. Emin olun, bu sözü duymayı halk hasretle bekleyecek. Çünkü kendi içinde ‘demokrasi’  işletmeyen bir parti, iktidara gelse ne olur! Demokrasiyi kendi üyelerine reva görmeyen partinin, ülkeye demokrasi getireceğine kim,  neden inansın?..

Kimine göre Gürsel Tekin ile Önder Sav arasında, kimine göre Deniz Baykal ile Önder Sav arasındaki bir hesaplaşmadır bu kavga… Önder Sav iyi bir Baykalcıdır ama Deniz Bey, Baykal’ın bizzat kendisidir. O nedenle ikisinin kavgasından benzerler değil, asıl olan Baykal galip gelir. Bu fikrin sahipleri, Baykal’ın birkaç gün önce televizyonda yaptığı mülakatı dayanak gösteriyor… Baykal, ilk defa o konuşması ile Sav’ın ipinin çekilmesi işaretini vermişti!…

***

Belde yöneticiliğinden başlayarak kurultay delegeliğine kadar, her basamakta yöneticilerle bire bir ilişki içinde olmak öyle kolay değil. Her birini,  parti ve ülke için ne kadar önemli kişi olduğuna ikna(!) edeceksin; sonra onlardaki bu cevheri tespit edip ortaya çıkartan kişi olarak, lokomotif değerinde olduğunu anlatacaksın; övünmeye kaçmadan kendi yerini de kavratacaksın delegeye… Ağır iştir vesselam!.. Bütün bunları yaparken, kendini öne çıkarmadan, Mustafa Kemal’den örnekler verip,  İnönü’ ile ilgili anılarını da anlatacaksın!..

CHP gibi bir partiye genel sekreter olmak öyle kolay mı? Tombala torbasından mı çıktı Önder Sav? Eski kurultayların birinde “ben Baykalcı değilim” diyen Baykal’ı Baykalcı yapan da o değil miydi?.. Bu yüz yılda Baykalcılık ansiklopedilere geçmiş bir akımdı… Ona karşı duranların üstüne heyelan gibi akabilirdi. Baykalcıları Baykal bile durduramıyordu, demek abartı değildi!..

Kurultaydan sonraki en yetkili organ olan parti meclisine, Önder Sav tartışmasız bir şekilde hâkimdir. Parti meclisini seçen kurultay delegelerini de listeleyen kendisidir… Bu dönemde ‘gizli lider’ de denebilir genel sekretere. Genel sekretere karşı gelmek, muhalefet etmek, son derece de riskli bir iştir!..  Böyle bir hata yapan kişi, ağzıyla kuş tutsa da,  o andan itibaren CHP’de siyaset yapamaz, bu konudaki prensip kararı kesindir!...

 Kılıçdaroğlu’nun parti içindeki ‘korku imparatorluğu’ dediği de bu değil miydi? İmparatordan korkmayan bir tek kişi var, o da Önder Sav. Dilediği zaman kurultay isteyebilir, istiyor da… Bir tek, genel başkanın değiştirilmesini istemez!..  Güçlü bir genel başkan işine gelmez… Genel Başkanlık zahmetli bir iş, kendi de bu işi yapmak istemez. Etrafına öyle bir  örer ki genel başkanın, o izin vermedikçe genel başkanın ağın dışına çıkması mümkün değil!.. Halkın sıkça kullandığı bir deyişle söylersek; davulu genel başkanın boynuna takar, tokmağı kendi elinde tutar...  Dilediği zaman tokmağı davula vurur, dilediği  zaman sözünü dinlemeyene!.. Tokmağı yiyen genel başkan da olabilir… Öyle genel başkana,  emanetçi genel başkan denir!..

***

Bugün için CHP’nin ihtiyacı ne güçlü genel sekreter, ne de karizmatik lider değil. Taze kan da istemez.  CHP’nin hayat öpücüğü “parti içi demokrasi”  bir tek ona ihtiyacı var. Demokrasiyi içine sindirmiş kadrolar, kendiliğinden gelir. Bal arıları gibi beylerini seçerler hemen. Merak etmeyin!..  Bu yarış sonunda CHP yönetimine gelecek olan lider, bu sözünü de yerine getirebilirse eğer, Mustafa Kemal ve İnönü’den sonra, lider olarak üçüncü sıraya kendini yazdırabilir!.. Halkı küheylan bir at gibi şaha da kaldırabilir!.. O zaman iktidarı ele geçirmek için sadece kolunu uzatmak yeter!..

Bir daha söylemek gerekirse, kendi içinde ‘demokrat’ olmayan bir parti, iktidara gelse bile,  bu halka ne verebilir? Halka demokrasiyi getirmeyecekse başımıza ne gelir?..

Bu sancılı dönemin çok önemli zayiat verilmeden atlatılacağına eminim. Belki bazı gözler şişecek, bazı kafalar da yarılabilir, bunların acısı kolay geçer. CHP’ye yakışmayacak o görüntüler, Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar dağıtılacak.. Asıl geçmeyecek olan yaralanmalar bunlar olacak!..

Parti içi demokrasi”  genel seçimlerden sonraya bırakılamaz! Aksi halde, aynı hastalıklı yapı örgütü yine işgal eder. Virüs her tarafımıza bulaşabilir!..

Bu fırsatı iyi değerlendirmek lazım!..  Yönetime geldiğimizde “parti içi demokrasiyi eksiksiz olarak uygulayacağız” diye, her iki taraf da söz versin halka;  bir de yemin etsinler, en kutsal saydıkları değerler üstüne!.. Bu fırsatı iyi değerlendirirsek eğer, 7’den 70’e herkesin,  iktidar olmak için canla başla çalışacağına yemin edebilirim!..

***

Bir partide, belde teşkilatlarından kurultay delegeliğine kadar her aşamada, genel merkez seçimlere müdahil olabilir mi? Genel merkezin adayı ile yarışmak öyle kolay mı? Böyle bir yöntem birkaç hafta önce,  HSYK’na üye seçimlerinde denendi. Adalet Bakanlığı’nın gösterdiği liste kazandı elbette? Buna ‘demokratik seçim’ denebilir mi? AKP mi CHP’lileşti o seçimde, yoksa CHP mi AKP’ye benzemeye başladı? Üyelerin söylenen yerde hazır olmasına rağmen, mahalle delegelerinin,  “parti ileri gelenleri” tarafından seçilmesine seçim denir mi?..

Bu nedenle, hiç vakit geçirmeden örgütü baştan aşağıya yenilemek gerekir. Bu bakımdan “Yeni CHP” doğru bir niteleme. Partiye üye olmak için kimseden icazet istememeli. ‘Atatürk’ün izindeyim, Cumhuriyetin niteliklerine ve 6 okun ilkelerine bağlıyım’ demek yeterli olmalıdır. Örgütsel yapısı öyle bir değiştirilmeli ki,  en aşağıdaki bir üye, genel başkan adayı olduğunu söylemeye cesaret edebilmelidir. Kimsenin önünde fiili ve siyasi engel bulunmamalıdır. İnsanlar yetenekleriyle ve sadakatleriyle yarışmaya katılabilmelidir.  Ancak o zaman partide “parti içi demokrasi” işletiliyor denebilir!.. CHP’ye yakışan genel başkan ve genel merkez yönetimi, bu ortamı oluşturmayı vaat ederek,  yaşama geçirebilendir!..

Bir önerim daha var: Belde yönetimlerinden başlayarak kurultay delegeliğine kadar yarışmaya katılanlar da, yarışma başlamadan önce, partililerin huzurunda küsüp ayrılmayacaklarına namus ve şerefleri üzerine ant içmelidir. Yarışı kaybedenler, kazananların vereceği görevleri, iki elleri kanda bile olsa yerine getireceğine  söz verecekler!.. O zaman çok kısa zamanda kar topu gibi büyüyeceğiz;  önümüze gelen engelleri çığ gibi süpürüp gideceğiz!.. Büyük yürüyüş dediğimiz, o iktidar yürüyüşü başlamadan iktidara gelmek mümkün değildir…

Parti içi demokrasinin işlediği bir ortamda, kurultay delegeliğine seçilenler, ancak o koşullarda Erzurum ve Sivas Kongresi üyeleri gibi inançlı ve bağımsız, birinci meclisin üyeleri gibi  de disiplinli olabilirler!..

Düşman o zaman korksun çılgın Türklerden!..

            Av. Cemil Can

 

 


--
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız:
Google Grupları "pınarslayt" grubu.
İlginc buldugunuz POWER-POİNT (SLAYT-PPS) yayinlandigi gruptur. Sizinde paylasacaginiz slaytlar varsa gonderin. mutlaka eki slayt olsun
*Herkese açık web sitesi*
http://groups.google.com/group/pnarslayt
*E-posta*
pnarslayt@googlegroups.com
 
 
 
kaliteli slayt grubu
 
 
 
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/pnarslayt?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin