6 Ekim 2010 Çarşamba

(MADENCİYİZTR) İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ HİZMETLERİ YÖNETMELİĞİ TASLAĞINA İLİŞKİN GÖRÜŞ BAKANLIĞA GÖNDERİLDİ

 

06 Ekim 2010 Çarşamba

16:33

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ HİZMETLERİ YÖNETMELİĞİ TASLAĞINA İLİŞKİN GÖRÜŞ BAKANLIĞA GÖNDERİLDİ

    Yayına Giriş Tarihi: 05.10.2010  

Güncellenme Zamanı: 05.10.2010 16:16:53  

İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği taslağına ilişkin TMMOB görüşü 5 Ekim 2010 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na gönderildi.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI

İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü

İlgi: 17.10.2010 tarih ve B.13.0.ISG.0-11-00-10-03/3752 sayılı yazınız.

Bakanlığınızca hazırlanan "İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği" taslağı incelenmiş olup, aşağıda sunulan tespitler ışığında görüşlerimiz sunulmuştur.

1- Taslak, "İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimi ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Biriminin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik"e karşı açılan davaları konusuz bırakmaya yönelik hazırlanmıştır. Danıştay tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararını işlevsiz bırakmaya dönük hazırlanan yönetmelik taslağı, hukuk devletinde kabul edilebilecek bir yöntem değildir. Anayasa‘nın 138. maddesine açıkça aykırı olan bu çalışma, idarenin hukuk devleti ilkesine inancının olmadığını gösterdiğinden hukuk güvenliğini ortadan kaldırmaktadır.

2-Taslak ticari hizmet anlayışı ile ele alınmıştır.

İş yaşamının en ciddi sorunlarından biri olan işçi sağlığı ve güvenliği olgusu, Bakanlığınızın ele aldığı yol ve yöntemle çözüme kavuşturulacak bir alan olmadığı artık bilinmektedir. Kamu düzeni, güvenliği ve sağlığını ilgilendiren bu konunun kamusal hizmet anlayışı ile ele almayan Bakanlık, sorunu "eğitim kurumları", "sertifika" ve özel sektör tarafından işletilen "ortak sağlık ve güvenlik birimlerine" havale etmiş durumdadır. Ticari esaslara göre işletilen "Eğitim kurumları" ve "ortak iş sağlığı ve güvenliği birimleri"nin "kendisi bir işyeri olmuş ve ciddi bir ticari sektöre dönüşeceği bugünden görülmektedir. Yani, ticari sektöre işçi sağlığı ve güvenliği sorununu çözme görevi devredilmiştir.

3- İş güvenliği uzmanı mühendis veya teknik elemanın görevlendirilmesi bakımından sanayiden sayılan işlerin yapıldığı ve devamlı olarak en az 50 işçi çalıştırılan işyerlerini,

kapsar" biçiminde düzenlenen "Kapsam" maddesi, ILO sözleşmesine, 89/391 sayılı Konsey Direktifine, Anayasa‘nın 90. maddesine ve iş yaşamının gereksinimlerine aykırı ve kendi içinde de eşitsiz bir durum içermektedir. "Sanayiden sayılmak" biçiminde ifade edilen işyerleri hangi niteliklere sahiptir, herhangi bir ölçüt getirilmediğinden birçok işyeri dışarıda bırakılmıştır. Belirlilik ilkesine aykırı olan  bu düzenleme ile,  Anayasa‘nın 45. maddesinde özel olarak koruma altına alınmış tarım ve hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanları da kapsam dışında bırakılmıştır.

4- Eğitim konusunda Anayasal bir yetki gaspı söz konusudur. Çünkü İdare, Anayasa‘nın kendisine vermemiş olduğu bir yetkiyi 3146 ve 5763 sayılı Yasalarda yapılan değişiklikle aldığını düşünmektedir.  Oysa bu yetki, Anayasa‘nın 130, 131 ve 135. maddesi yürürlükte olduğu sürece bir yasa değişikliğine ve yönetmeliğe konu edilemez.

Mühendis ve mimar unvanları bir yükseköğretim kurumunda lisans eğitimi ile elde edilen unvanlardır. İş güvenliği mühendisliği, yönetmelik deyimi ile "iş güvenliği uzmanlığı",  lisans eğitimi dışında elde edilecek bir unvan değildir ve tek başına bir meslek de değildir. 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Yasa gereği kazanılmış bir unvanın üzerine  "uzmanlık" eğitimi Genel Müdürlükçe yetkilendirilmiş kurum, kuruluş ve özel hukuk tüzel kişilerince verilemeyeceği hem Anayasa hem de YÖK Yasası gereğidir.

5- Bakanlık,  yeni bir ticari sektör yaratma hedefinden bu taslakta da vazgeçmemiştir Bu hedef nedeniyle de bilimsel eğitim sonucu kazanılan unvanlar, bilimsel niteliği olmayan, Bakanlığın yetkilendirdiği kurumlardan bir kez daha eğitim almaları istenmektedir. Bunun ne bilimsel ne de AB‘ye uyumla ilgisi vardır. Kaldı ki, meslek içi eğitim konusu yüksek kurs ücretleriyle sömürüye teslim edilmektedir. Mühendislik unvanı, akademik bir eğitim sonucu alındığına göre, meslek edindirme kurslarına benzer kurslarla mühendislik mesleği edinilemeyeceği açıktır. Meslek Odalarınca yapılması gereken meslek içi eğitime, uzmanlık eğitimi adı vererek sertifikalandırmaktadır. Lisans eğitimi üzerine mesleki pratik gerektiren iş güvenliği mühendisliği hizmet sunumu, Bakanlık eliyle eğitiminden örgütlenmesine kadar bütün aşamaları ticari bir sektör haline getirilmiş ve bu anlayışla ele alınmıştır.

6- Bakanlık, iş güvenliği uzmanını "iş sağlığı ve güvenliği konularında görev yapmak üzere Genel Müdürlük tarafından yetkilendirilen mühendis veya teknik elemanı" biçiminde tanımlamıştır. Bu tanım, mühendis ve teknik elemanları "iş güvenliği uzmanı" adı altında aynı statüde birleştirerek iş güvenliği alanında aynı hak, yetki ve sorumlulukla donatmıştır. Bu birleştirmenin maddi, hukuki dayanağı ve izahı bulunmamaktadır. Hukuksal metinlerdeki tanımların, genel hukuki esaslara uygun, nesnel ve bilimsel olması gerekirken, taslaktaki tanımların hukuki dayanağı olmadığı gibi bilimsel ve nesnel de değildir.

Dünyada gelişen bilim ve teknolojik gelişmeler sonucu uzmanlık ayrımları karşısında çeşitlenen mühendislik dalları dahi aynı işi yapamazken,  meslek yüksekokulu mezunları olan ve ara eleman da denilen teknisyen ve teknikerler mühendislerle aynı işi yapar konuma getirilmiştir. Yönetmelik, bilim ve teknik, eğitim-öğretim kurumlarına girişte istenen koşullar,  alınan eğitim yanında öğretim çıktıları, unvanlar, tabi oldukları kanunlar, görevde yükselme, teknik hizmetler sınıfında tanımlanma, hak, yetki ve sorumlulukları açısından tamamen farklı olan meslek grupları aynı kavram altında birleştirilmiştir.

7- Taslak, Bakanlık çalışanlarına özel bir yer vermiş, ayrıcalık tanımıştır. Bu öyle bir ayrıcalıktır ki, mühendis olarak iş güvenliği alanında yıllarca iş güvenliği uzmanı olarak çalışmış, kendi Odasının eğitim programlarına katılmış ancak, işverenle iş sözleşmesinde "iş güvenliği uzmanlığı sözleşmesi" bulunmayan bir mühendis, Bakanlık bünyesinde çalışan teknik elemandan daha yetersiz sayılmıştır. Bugüne kadar iş yaşamında, "iş güvenliği uzmanlığı" adı altında bir sözleşme zorunluluğu yokken, yönetmelikle A,B,C sertifikasına sahip olabilmek için bu tür bir koşulun getirilmesi, Bakanlık çalışanları dışında bugün itibariyle sertifika sahibi olabilecek kimse bulunmamaktadır. Kaldı ki, yürütmenin durdurulması kararı verilen yönetmelik yürürlüğe girdiğinde Bakanlık kendi bünyesinde 3 yıl çalışmış olan tüm müfettişlerine sınavsız (A) sınıfı sertifikayı vermiş durumdadır. Taslak da sınav koşulu getirilmiş olması haksızlığı gizlemeye çalışmaktan başka anlam ifade etmemektedir. Bakanlık bir tekel oluşturmuş durumdadır. Ayrıca, mühendis ile teknik elemanın almış olduğu lisans eğitimi eşit olmamasına karşın eşit görevlerin verilmesi de eşitsiz bir durum yaratmıştır. Bu durum da Anayasa‘nın 10 uncu maddesine aykırıdır.  Bakanlığın kendi çalışanlarına tanımış olduğu ayrıcalığın yasal ve maddi bir temeli bulunmamaktadır.

8-Eğitim kurumları içinden özel olarak kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarının çıkarılmış olduğunu görmekteyiz. Bunun gerekçesinin subjektif olduğu açıktır ancak, kamu yönetiminin objektif kurallar koymakla yükümlü olduğu gerçeği Anayasal zorunluluktur.

Sonuç olarak; 2004 yılından bu yana İLO sözleşmelerine, AB direktiflerine ve iş yaşamının gereklerine uygun bir yaklaşımla ele alınmayan işçi sağlığı ve iş güvenliği alanı, sertifikadan başlayıp, özel eğitim kurumları ve özel ortak iş sağlığı ve iş güvenliği kurumlarına kadar tüm hizmet alanını ticari hizmet alanına dönüştürme çabası ağır bastığından olumlu bir gelişme bu taslakla da sağlanamamıştır.

Bilgi ve gereğini rica ederiz.

Saygılarımızla.

 

N.Hakan Genç

Genel Sekreter

  

 

Yapıştırma kaynağı <http://www.tmmob.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=6433&tipi=19>

 

 

Microsoft Office OneNote 2007 ile oluşturuldu
Tüm notlarınız ve bilgileriniz için tek yer