19 Ağustos 2010 Perşembe

((slayt izle)) Halkoyuna Sunulacak Anayasa Değişikliklerinin incelenmesi



12 Eylül’de Halkoyuna Sunulacak Anayasa Değişiklikleri


(YARSAV Kurucu Başkanı Sn. Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun

5982 sayılı Anayasa Değişikliği Hakkındaki Yasa’nın

analitik incelemesi”nden yararlanılarak özetlenmiştir)

 

 

I. TEMEL HAKLAR ve BAZI SOSYAL HAKLAR

 

(1)

 

Kanun Önünde Eşitlik

Madde 10.

Bu maddenin 2004 yılında değiştirilenKadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” şeklindeki 2. fıkrasına “Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz” cümlesi ve maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere şu fıkra eklenmiştir: “Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz” .

Bu değişiklikle, pozitif ayrımcılığın Anayasa’ya girdiği ve böylece eşitlik kavramının içeriğinin genişleyeceği ileri sürülmektedir.

Oysa zaten Anayasa Mahkemesi kararlarında, temel hak ve özgürlüklerden eşitlik çerçevesinde yararlanılmasını olanaklı kılmak için, farklı konum ve statüde olanların, farklı içerikteki hükümlere tabi tutulmalarının ve bu yolla sonuç olarak eşitliğin sağlanmasının, Anayasa’nın 10 ncu maddesinin zorunlu sonucu olduğu vurgulanmıştır. Bu nedenle Anayasa’ya pozitif ayrımcılıkla ilgili herhangi bir hüküm eklenmesi yoluyla, eşitliğin daha kapsayıcı olacağı savı gerçekçi değildir. Zaten Anayasa’nın mevcut hükümleri bu çerçevede uygulanmaktadır.

2. fıkranın sonuna eklenen cümlede “aykırı olarak yorumlanamaz” ibaresine özellikle yer verilmesi dikkat çekicidir. Oysa bu Yasayla eklenen bir sonraki fıkrada “aykırı sayılamaz”  denilmektedir. Terminolojide yaratılan bu farklılık anlamlı olup, güdülen özel amaç gizlenmek istenmiştir.

Anayasa’yı yorumlayacak olan Anayasa Mahkemesi olduğuna göre bu ibare, Anayasa Mahkemesinin denetim alanını sınırlandırmaya yöneliktir. Açıklanmayan gizli amaç, Anayasa’nın 10 ve 42 nci maddelerinde türbanla ilgili olarak yapılan Anayasa değişikliğinin, 2008 yılında Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi nedeniyle, türbanla ilgili olarak güdülen amacı yaşama geçirebilmek için çıkarılacak yeni yasaların, Anayasa Mahkemesince iptal edilmemesi için, mahkemenin yorumuna getirilen kısıtlamadır.

Maddeye eklenen üçüncü fıkrada, çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gazilerden söz edilmektedir.

Maddenin önceki hali ile bu fıkranın eklenmesinden sonraki hali arasında, hukuksal sonuç yönünden herhangi bir fark ortaya çıkmamıştır. Aynı amaç maddedeki genel düzenleme ile zaten sağlanmaktadır. Anayasalar, temel haklar ve özgürlükler yönünden herhangi bir sonuç doğurmayan sözlerin sıralandığı değil, güvencelerin açıkça ortaya konulduğu, düzenlemelerin kısa, öz ve genel olarak yer aldığı ve mevzuat yönünden sonuç doğuran metinlerdir.

Buradaki gerçek amaç, söz konusu gruplardan söz ederek, halkoylamasında, o gruplara yönelik propaganda yapabilmeyi olanaklı kılmaktır. Propaganda için, şehit ve gazilerin bile kullanılmasına yeltenilmesi son derece düşündürücüdür. 

 

(2)

 

Özel Hayatın Gizliliği

Madde 20.

Maddeye şu fıkra eklenmiştir:Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir”.

Kişisel veriler konusu, özel yaşam içinde görülmesi ve özel yaşamın korunması kapsamında da kalan bir konudur. Özel yaşam içinde koruma gören tüm konuların, bir özel yaşam katalogu şeklinde Anayasa’da listelenmesi düşünülemez. Bu nedenle konunun Anayasa’da yer alması hukuksal yönden yeni ortaya çıkan artı bir koruma olarak görülemez.

Ülkemiz yönünden eksikliği hissedilen ve ısrarla uzak durulan konu, kişisel verilerin korunmasına yönelik özel bir yasanın çıkartılmamış olması ve bu konudaki yasanın TBMM’nde bekletilmesidir. Asıl sorgulanması ve üzerinde durulması gereken budur.

Düzenlemede, hiçbir ilke ve ölçüte yer verilmeden, konunun yasa ile düzenlenmesi veya kişinin rızası ile kişisel verilerin işlenebileceğine yer verildiği için, etkin bir Anayasal korumadan söz edilemez. Çıkarılacak yasada gözetilecek ilkelerin ne olduğu Anayasa’da yer almamıştır… Kişinin rızasının hangi dayatmalarla nasıl alınabileceği bir yana, rıza ile kişisel verilerin işlenmesi yolunun açılmasının, insan haklarının vazgeçilmezliği ile ne derece bağdaştığı da ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur…

Madde yazımı itibarıyla da ayrıca sorunludur. Herkesin kişisel verilerinin, “istemi halinde” korunacağı ifadesi tartışmalar yaratabilecek niteliktedir. Ayrıca kişisel verilerin, hiçbir neden öngörülmeksizin “kanunlarda gösterilen hallerde” işlenebileceğine yönelik düzenleme, uygulamada bu hakkın içeriğini tamamen de boşaltabilecektir. Fişlemenin tarihe karışması bir yana, fişlemeye Anayasal dayanak yaratılmaktadır.

            Madde, kişisel veriler konusunda etkin bir koruma sistemi öngörmediği gibi, bu konuda uyulması gerekli anayasal ilkeleri de ortaya koymamaktadır. Maddenin doğurduğu tek hukuksal sonuç, sadece “kişisel veri” kavramının ismen Anayasaya girecek olmasıdır. Ancak “kişisel veri” kavramı Anayasa’ya girerken, yasama organını ve idareyi sınırlandıran ve gözetilmesi gereken ilkelerin sayılmasından her nedense uzak durulmuştur.

Sonuç olarak yapılan düzenlemede, kişisel verilerin etkin korunması bir yana, korunması amacı bile güdülmemiştir.

 

(3)

 

Yerleşme ve Seyahat Hürriyeti

Madde 23.

Maddenin “Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, (...) vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir” şeklindeki 5. fıkrası; Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir” şeklinde değiştirilmektedir.

Değişiklik ile vergi borcu olanlar hakkında evrensel düzenlemeler gereğince, yurt dışına çıkış yasağının kaldırıldığı belirtilmekte ise de, bu Anayasa değişikliğinin amacı dışında ve farklı yorumlanarak vergi ödevi olanların, yurt dışına çıkıp, sermayelerini de yurt dışına aktardıktan sonra, ülkeye dönmemeleri halinde, adeta vergi ödevlerinden tam bir muafiyet sağlanması sonucu yaratılabilecektir. Bu durumu, yurt dışına çıkma özgürlüğünün kapsamının genişletilmesi, bu hak ve özgürlüğün korunması olarak yorumlayabilmek olanaklı değildir. Bu durumun anılan hak ve özgürlüğün kötüye kullanılmasına Anayasal boyutta destek olmak anlamına gelebileceği de gözetilmelidir.

 

(4)

 

Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları

Madde 41.

      “Ailenin Korunması” olan madde başlığı değiştirilerek maddeye şu fıkralar eklenmiştir:

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır”.

Anayasa değişikliği ile bu maddede yapılan düzenlemeler, maddenin mevcut haliyle de sağlanabilmektedir. Bu hükümlerin yaratacağı herhangi bir açılım bulunmamaktadır.

Bu değişikliğin, halkoylamasına sunulma olasılığı nedeniyle, bir açılım maddesi gibi kamuoyu yaratma düşüncesiyle madde kapsamına sokulduğunu anlaşılmaktadır.

 

(5)

 

Dilekçe, Bilgi Edinme ve Kamu Denetçisine Başvurma Hakkı

Madde 74.

Maddenin “Dilekçe Hakkı” şeklindeki başlığı değiştirilmiş, maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir:

Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.

Kamu Başdenetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gizli oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan aday seçilmiş olur.

Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kuruluşu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir”.

13.10.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Yasası ile TBMM Başkanlığına bağlı olarak Kamu Denetçiliği Kurumu kurulmuş,  ancak yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi’nin 25.12.2008 gün ve 2008/185 sayılı kararıyla söz konusu yasa bütünüyle iptal edilmiştir. Anayasa’nın 6 ncı, 87 nci ve 123 ncü maddelerine dayanarak iptal edilen söz konusu Kurum, şimdi bir Anayasa maddesi olarak Anayasa’ya eklenmektedir.

Anayasa Mahkemesince hukuksal gerekçelerle iptal edilen bir yasanın, benzeri iptal kararına muhatap olmamak için, bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi kararını görmezden gelerek Anayasa’da düzenlenmesi, hukukun üstünlüğünün gözetilmesi değil, üstünlüğün hukukunun yaratılma adımlarına yönelik çok açık ve somut bir örnektir. Bu nedenle kullanılan söylem hukuksal olmayıp, ancak ve ancak takiyye kavramı ile açıklanabilir.

TBMM Başkanına bağlı olması öngörülen kamu Başdenetçisinin, TBMM genel kurulu tarafından dört turda seçilmesi öngörülmektedir. İlk üç turda seçilememesi durumunda, dördüncü turda nitelikli çoğunlukla değil, salt çoğunlukla bile değil, en çok alan kişi ölçütü esas alınarak seçilmektedir. Bu durumda sonuçta iktidar eksenli bir denetçi, iktidar eksenli bir denetim yaratılmaktadır. Kamu Başdenetçiliği, çoğunluk partisi denetçisi durumuna sokulmaktadır.

İdareyi denetleyecek olan kamu Başdenetçiliği, 1960 öncesindeki dönem hatırlandığında, adı konulmamış ve mutasyona uğratılmış bir tahkikat komisyonu gibi yapılandırılmıştır.

Bu komisyon, tahkikat komisyonundan farklı olarak, idareyi iktidarla özdeşleştiğinde aklayan bir komisyon niteliğine bürünebilecektir. İdare, partizan çizgiye yaklaştıkça denetimi etkisizleştiren; partizanlıktan uzaklaştıkça denetimi sıklaştıran bir boyuta gitmesini engelleyen supaplardan özellikle yoksun bırakılmıştır. Yani seçim yöntemi, parti devletini pekiştiren nitelikte bir Başdenetçilik faaliyeti yaratabilecek niteliktedir.

Düzenlemede idare içinde yer alan birimlere yönelik bir istisnadan söz edilmemesi karşısında, yasa ile silahlı kuvvetler, güvenlik veya istihbaratla ilgili birimler kapsam dışında tutulabilecek midir? Yine Anayasa’nın idare başlığı altında 130 ncu maddesinde yer alan üniversiteler, yine 135 nci maddesi kapsamında düzenlenen barolar, noter odaları, tabip odaları gibi meslek kuruluşları için yeni bir merkezi vesayet sistemi mi öngörülmektedir? Türban konusu bu yolla mı aşılacaktır?

Anayasa Mahkemesi’nin kararında da belirtildiği üzere, kamu Başdenetçiliği mevcut idare tanımı gözetilmeden TBMM Başkanlığına bağlı olarak yapılandırılmıştır. Her yönüyle iktidar partisinin etkisine açık ve iktidar karşısında korunaksız olan bu kurum nedeniyle, bir parti müfettişliğinin önü açılmakta, parti devleti yaratılmaktadır. İdareyle ilgili şikâyetler için yeni başvuru yolları yaratıldığı söylemleriyle halk etki altında tutulmasına rağmen, bu yapıdaki bir kurumla özde yaratılan bir parti devletidir.

 

II. SENDİKAL HAKLAR

 

(1)

 

Sendika Kurma Hakkı

Madde 51.

Maddenin 4. fıkrasında yer alan “Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz” şeklindeki hüküm yürürlükten kaldırılmıştır.

Sendikal özgürlüklerde açılım sağlama iradesinin güdülmesi, özellikle Anayasa’nın 53 ve 54. maddelerinde yapılacak düzenlemelerle yaşama geçirilebilir ki, anılan maddelerde böyle bir irade sergilenmemiştir.

(2)

 

Toplu İş Sözleşmesi ve Toplu Sözleşme Hakkı

Madde 53.

Maddesinin “Toplu İş Sözleşmesi Hakkı” olan başlığı değiştirilmiş, üçüncü ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir:

Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler.

Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.

Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir”.

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin artık toplu sözleşme hakkına kavuştuğu, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere de yansıtılacağı söylemleri, kamuoyu önünde çarpıcı biçimde kullanılmaktadır. Ancak düzenlemeye bakıldığında somut bir açılımdan söz edebilmek olanaklı değildir. Yapılan tam bir takiyyedir.

Halkoylamasında memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emeklilerin desteğini alabilmeye yönelik, onların çalışma koşulları ve ekonomik durumları üzerinden, oy avcılığına soyunulmaktadır.

Yürürlükteki maddenin 3. fıkrasında, kamu görevlileri sendikalarının üyeleri adına yargı mercilerine başvurabileceği konusu yer almakta idi. Böylece memurlar ve diğer kamu görevlilerine ilişkin sendikalar ve üst kuruluşlarının üyeleri adına, hak arama özgürlüğünü etkin olarak kullanabilmeleri sağlanmakta ve bu duruma Anayasal bir güvence yaratılmakta iken, bu durum Anayasa’dan çıkarılmaktadır. Yapılan düzenlemede de bu konuya yer verilmemektedir.

Uygulamada yaşanan sorunları da gözettiğimizde, olası bir yasal düzenleme ile kamu görevlileri sendikalarının ve üst kuruluşlarının, üyeleri adına yargı mercilerine başvurularını sınırlandıran hükümlere yer verilerek, hak arama özgürlüğünün etkin olarak kullanılması engellenebilecektir. Böyle bir yasal düzenleme söz konusu olması durumunda, konu gelecekte elbette Anayasa Mahkemesi önünde gidebilecektir ama bu Mahkeme yeni oluşturulan Anayasa Mahkemesi olacaktır…

Memurlar ve diğer kamu görevlileri için artık toplu görüşme değil, bunun yerine toplu sözleşmenin olanaklı kılındığı ifade edilmektedir ki, isim değişikliği dışında ortaya çıkan koruyucu bir hüküm bulunmamaktadır. Aksine, toplu sözleşmeye ilişkin karar bağlayıcı olduğundan, sözleşememe diye bir seçenek söz konusu olmayacağından, greve de ancak toplu sözleşmenin başarısızlığa ulaşması durumunda gidilebileceğinden, dolaylı yolla memura grev yasağı Anayasa’ya girmiş olmaktadır.

4. fıkradaki, aynı işyerinde, aynı dönem için birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamayacağı yolundaki sınırlandırıcı hüküm kaldırılmaktadır. Bu durumda, aynı dönem için söz konusu olabilecek yeni toplu iş sözleşmesine hakim olacak, işçileri koruyucu bir Anayasal ilkeye yer verilmemesi, uygulamada yaşanan sorunları gözettiğimizde ciddi sakıncalar yaratabilecektir.

Önceki toplu iş sözleşmesine göre aleyhe hüküm getirilmesi durumunda, bu durum yasaklanmadığından, yargısal uyuşmazlıklar körüklenmekte, hakkın etkin kullanımı gerçek boyutuyla güvence altına alınmamaktadır.

Toplu sözleşme sırasında uyuşmazlık çıkmaması durumunda, taraflar için toplu sözleşme gerçekleşmiş olacaktır. Uyuşmazlık çıkması durumunda ise, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvurulacaktır. Bu durumda devreye girecek olan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun kararı kesindir. Dolayısıyla sonuç olarak, anılan Kurul başvuru üzerine mutlaka bir karar vereceğine göre, sözleşememe diye bir seçenek bulunmamaktadır.

Bugün Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararlarıyla yapılan işlemler Bakanlar Kurulu tarafından gerçekleştirilmekte olup, bu kararlara karşı yargı yolu açıktır. Oysa Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararlarının kesin olduğu belirtilmektedir. Toplu sözleşme ve Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları için herhangi bir Anayasal ölçüt getirilmesinden kaçınılmıştır. Anılan Kurul’un her durumda “toplu sözleşme” niteliğinde sayılacak olan kararlarında, yaşanan olumsuzlukları yeterince karşılamayan ya da bütünüyle aleyhe hükümler olabilecektir. Kurul kararlarında özlük hakları yönünden kısıtlama ve sınırlamalar da gündeme gelebilecek ve tartışmalar yaşanabilecektir.

Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun toplu sözleşme sırasında uyuşmazlık çıkması durumunda mutlaka yapılacak başvuru üzerine karar verecek olmasına, vereceği kararın kesin ve toplu sözleşme hükmünde olduğu belirtilmesine ve gerek toplu sözleşme için gerekse bu kararlar için çalışanları koruyucu Anayasal hükümlerin öngörülmeme nedeniyle, bu değişiklikle getirilen hükümler, etkin bir güvence oluşturmamaktadır.

Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, yöntemi ve yürürlüğü, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun oluşumu, çalışma yöntemi ve diğer hususların düzenlenmesi, herhangi bir ölçüt ve Anayasal ilke getirilmeden bütünüyle yasaya bırakılmıştır. Dolayısıyla bu konularda hiçbir Anayasal koruma söz konusu değildir. Konunun Anayasa’da yer alması, bir aldatmanın ötesinde anlam içermemektedir.

Söz konusu Kurul’un hükümetin etkisinde kalmayacak biçimde yapılandırılabilmesi için Anayasal hiçbir ilke öngörülmemesi, Bakanlar Kurulu kararının gerçekte sadece isim değişikliği ile anılan Kurul kararı olarak karşımıza çıkacağını göstermektedir.

Burada üzerinde durulması gereken bir diğer önemli konu, toplu sözleşme hakkının istisnalarının olabileceğinin öngörülmesi ve bu istisnaların nasıl belirleneceği konusunda da, yine hiçbir Anayasal kural ve ilke getirilmemiş olmasıdır. Tanınan bu hak, çıkarılabilecek yasa ile en geniş biçimde kısıtlanabilecek, dolayısıyla hakkın etkin kullanımı ve etkin yararlanılması engellenebilecek, Anayasa’da yer alması özel güvence sağlamayabilecektir.

Bu içerikte sonuçlanacak toplu sözleşme veya toplu sözleşme hükmündeki kararın, emeklilere yansıtılması, emekliler için hiçbir biçimde güvence oluşturmamaktadır.

Kamu Görevlileri Hakem Kurulu, önceden Bakanlar Kurulu’nun yaptığı işi yapacak olduğundan, önceden Bakanlar Kurulu’nun alacağı kararlar, şimdi anılan Kurul tarafından alınacağından doğal olarak emeklilere yansıtılması kaçınılmazdır. Ancak gerek toplu sözleşme gerekse toplu sözleşme hükmündeki kararlar için emeklileri koruyucu Anayasal ilke öngörülmemesi, mevcut durumdan olumlu bir koruma ve güvence ortaya çıkarmamaktadır.

Yapılan değişiklikler güvence yaratmak bir yana, hakkın etkin kullanımını da önleyici niteliktedir. Burada amaçlanan, olası halkoylaması düşünülerek, memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekliler ve işçiler üzerinden, takiyye söylemi ile Anayasa değişikliği için oy avcılığı yapabilmektir.

 

(3)

 

      Grev Hakkı ve Lokavt

Madde 54.

      Maddede yer alan “Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddi zarardan sendika sorumludur” şeklindeki 3. fıkra ile “Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler yapılamaz” denilen 7. fıkra yürürlükten kaldırılmaktadır.

Bu maddeye ilişkin teklifin gerekçesinde “Söz konusu hükümlerin kaldırılmasıyla, sendikal haklar ile grev ve lokavt hakkının kullanılabilmesi bakımından, ileri bir adım atılmış olmaktadır.” cümlesi yer almaktadır. Her şey bir tarafa, değişiklik teklifinin gerekçesinde lokavtın “hak olarak nitelendirilebilmesi, bu anlayış sahiplerince nasıl bir değişiklik yapıldığını zaten ortaya koymaya yetmektedir. 1982 Anayasası’nın 54.maddesi bile, lokavt için hak nitelemesi yapmamaktadır!...

Anayasa’nın 54. maddesinin 3. fıkrası kaldırılmakla, söylendiği gibi grev sırasında ortaya çıkan maddi zararlardan her durumda sorumsuzluk getirmemektedir.

Aksine grev nedeniyle işyerinde ortaya çıkan maddi zararlardan, sadece sendikanın sorumlu olacağına yönelik bu Anayasal hükümle, işçilerin katılım yönünden grev hakkını etkin olarak kullanabilmeleri ve bu zararlardan sorumlu tutulmamaları amaçlanmıştır.

Grevle ilgili olarak işyerlerindeki maddi zararları konu alan davaların, yalnızca sendikalara karşı açılabileceği yolundaki Anayasal güvence ortadan kaldırıldığı için, olası bir yasa değişikliği ile bu konudaki davaların sendika yanında, bizzat ilgili kişi ya da kişilere karşı açılabileceği yolunda yapılabilecek bir düzenleme, grev hakkının etkin kullanımını tamamen ortadan zedeleyecektir. Bu hüküm Anayasa’dan çıkarılmakla, bir yönüyle grev kırıcılığı yapılmakta, grev hakkının uygulamada etkin kullanımı ortadan kaldırılmaktadır.

Anayasa’nın 54. maddesinin 7. fıkrasının kaldırılması, Anayasa’nın 54. maddesinin 1. fıkrasında herhangi bir değişikliğe gidilmediği için, grev hakkının kapsamında ortaya çıkan bir değişiklik söz konusu değildir.

Bu fıkra ile işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişlerin yapılamayacağına yönelik hüküm Anayasa’dan çıkarılmaktadır.

Ancak, Anayasa’nın 54. maddesinin 1. fıkrasına göre, grev hakkı sadece “toplu iş sözleşmesi” görüşmeleri sırasında uyuşmazlık çıkması durumunda, işçiler için öngörülmüş olup, grev hakkı işçiler tarafından ve yalnızca bu koşulda kullanılabilmektedir. Anılan maddenin yedinci fıkrasında yer alan siyasi amaçlı grev, dayanışma grevi, genel grev hallerine, başvurulamayacağına yönelik hükümler, bu nedenle Anayasa’da uygulaması olmayan ölü hükümler olarak yer almakta idi. Söz konusu fıkranın Anayasa’dan çıkarılması, anılan grev türlerinin serbest olduğu sonucunu hiçbir biçimde doğurmamaktadır.

Siyasi amaçlı, dayanışma veya genel grevi serbest bırakacak bir iradenin, grev hakkını, toplu iş sözleşmesinin başarısızlıkla sonuçlanması haline özgülememesi, bu yolda değişikliğe gitmesi gerekirken, bu yoldaki düzenlemelerden de zaten ısrarla kaçınılmıştır. Dolayısıyla söz konusu grev türlerine yönelik mevcut sınırlama geçerliliğini sürdürmektedir.

Ancak yapılan bu değişiklikle, siyasi amaçlı lokavt, dayanışma lokavtı, genel lokavt yapılamayacağı yolundaki Anayasal koruma ortadan kaldırıldığı için, 54. maddenin 1. fıkrasında da, lokavta başvurulmasının yöntem, koşul, kapsam ve istisnalarının herhangi bir Anayasal ilke öngörmeksizin yasa ile düzenleneceğinin belirtilmesi ve bu konuda bir değişikliğe gidilmemesi karşısında, bu yönüyle düzenlemenin gerçekte çalışanlar değil işverenler lehine olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır.

            Maddede yapılan değişiklik, işçiler yönünden grev hakkının etkin kullanımını hiçbir biçimde ortaya çıkarmadığı gibi, işverenler lehine hükümler getirilmiştir. 12 Eylül’le özdeşleşen ve uygulaması olmayan, ölü hüküm niteliğindeki “siyasi grev, dayanışma grevi ve genel grev”e yönelik hükümlerin Anayasa’dan çıkarılması söylemiyle, 12 Eylül ‘ün izlerinin silindiği takiyyesi yapılmıştır. 

Halkoylamasında sendikaların ve işçiler yanıltılarak etki altında tutulmak istenmektedir. Çünkü işçiler lehine ortaya çıkan hukuksal bir durum söz konusu değildir.

 

 

 

III. YASAMA

 

 (1)

 

            Milletvekilliğinin Düşmesi

            Madde 84.

            Maddenin, “Partisinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmi Gazetede gerekçeli olarak yayımlandığı tarihte sona erer. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu kararın gereğini derhal yerine getirip Genel Kurula bilgi sunar” şeklindeki son fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.

            Anayasanın yürürlükten kaldırılmak istenen bu hükmü ile partisinin kapatılmasına neden olan milletvekili ile bunda doğrudan bir kusuru bulunmayan milletvekili arasında mantıklı bir ayrım yapılmaktadır. Kapatmaya neden olanın milletvekilliği düşürülürken, kapatma kararına konu eylemi bulunmayanın milletvekilliğini bağımsız olarak sürdürmesine olanak tanınmıştır.

            Bu hükmün yürürlükten kaldırılmasıyla, eylemi ile partisinin kapatılmasına neden olsa ve de kapatma kararına esas alınan eylemi suç boyutuna ulaşsa dahi bu milletvekilinin milletvekilliği devam edeceği için dokunulmazlık kurumu devreye girecektir. Partisinin kapatılmasına neden olan ve de eylemi suç boyutuna ulaşan milletvekilinin, kapatma kararına konu eylemleri nedeniyle dokunulmazlığı kaldırılmış sayılmadığı sürece, bu eylemlerinden de yargılanamayacaktır.

 

(2)

 

            (TBMM)

      Başkanlık Divanı

            Madde 94.

      Maddenin 3. fıkrasının, “İlk seçilenlerin görev süresi iki, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi üç yıldır” şeklindeki ikinci cümlesi; İlk seçilenlerin görev süresi iki yıldır, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi ise o yasama döneminin sonuna kadar devam ederbiçiminde değiştiriliyor.

            2007 yılında milletvekili seçimlerin beş yıl yerine, dört yılda bir yapılacağı konusunda değişikliğe gidilmesine rağmen, TBMM Başkanının görev süresi konusunda değişiklik yapılmadığı için, TBMM Başkanı’nın beş yıl görev yapacağı konusundaki Anayasa hükmü yürürlüğünü sürdürmüştür. Gerek TBMM Başkanının ve gerekse Başkanlık Divanı üyelerinin görev süreleri konusundaki bu çelişki şimdi ortadan kaldırılmaktadır.

      Bunun “açılım”la, “reform”la bir ilgisi yoktur.

 

IV. YÜRÜTME

 

(1)

 

      Yargı Yolu

             Madde 125.

      Maddenin 2. fıkrasına;Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır” şeklindeki bir cümle eklenmekte ve 4. fıkrasının “Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır” şeklindeki birinci cümlesi şu şekilde değiştirilmektedir: “Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.”

      Kuvvet Komutanlıklarınca yapılan her türlü ilişik kesme işlemlerine karşı yargı yolu zaten açık olup, Yüksek Askeri Şura’nın, silahlı kuvvetlerden her türlü ilişik kesme kararlarına karşı değil, sadece disiplinsizlik nedeniyle ihraç kararlarına yargı yolu açılmaktadır.

            4. fıkrada yapılan değişiklik hukuki bir anlam taşımamaktadır. Yargı organları idarenin yerine geçerek işlem yapan değil, hukuksal denetim yapan organlardır. Bu nedenle yargı organlarının yerindelik denetimi yapamayacağı şeklinde eklenen cümlenin hukuksal bir sonucu söz konusu olamaz.

            Eklenen ifade ile bundan önceki dönemlerde idari yargı organlarının, idarenin yerine geçerek yerindelik denetimi yaptığı ifade edilmek istenmektedir. Bu gibi hükümler olabildiğince artırılıp, yargının alanının daraltılması anlayışı sergilenmekte, yaptığı işlemler nedeniyle yargı organları bir yönüyle suçlanmaya çalışılmaktadır.

 

(2)

 

      (Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili)

      Genel ilkeler

            Madde 128.

      Maddenin “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir” şeklindeki 2. fıkrasına; Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır cümlesi ekleniyor.

            Anayasa’nın 53. maddesinde düzenlenen toplu sözleşme konusunda Anayasa’da herhangi bir ölçüt, ilke ve koruyucu hükme yer verilmemiştir. Kaldı ki, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun toplu sözleşme konusundaki kararının kesin olduğunun vurgulandığı ve bu karar sırasında gözetilmesi zorunlu bir Anayasal ilke ve ölçüte yer verilmediği de hatırlandığında, ortaya çıkan açılım, reform, ya da güvence değil, mevcut güvencelerden yoksun bırakma durumudur.

 

(3)

 

            (Kamu hizmeti görevlilerinin)

      Görev ve Sorumlulukları, Disiplin Kovuşturulmasında Güvence

            Madde 129.

     Maddenin “Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz” denilen 3. fıkrası Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamazşeklinde değiştirilmektedir.

      Anayasa’da YAŞ ve HSYK kararlarına ilişkin özel düzenlemeler bulunduğundan askerler ve yargıçlar hakkında verilen “uyarma” ve “kınama” cezalarında uygulanmayacak olan bu hüküm köklü bir değişiklik değildir.

 

V. YARGI

 

(1)

 

      Adalet Hizmetlerinin Denetimi

            Madde 144.

            Hakim ve Savcıların Denetimi” olan madde başlığı değiştirilmekte ve madde metni aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmektedir:

            Adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri ise adalet müfettişleri eliyle yapılır. Buna ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir”.

            Bu Anayasa değişikliği ile savcıların idari olmayan görevleri ile yargıçlar hakkındaki işlemlerin HSYK’na bağlı olması öngörülen müfettişlerce yapılacağı söylenmektedir. O halde Adalet Bakanlığı müfettişlerinin, Bayındırlık Bakanlığı ya da Sağlık Bakanlığı müfettişlerinden bir farkı kalmayacaksa, neden hiçbir bakanlık müfettişinin Anayasa’da düzenlenmediği bir yapıda, Adalet Bakanlığı müfettişleri Anayasa’da yer almaya devam etmektedir?

            Bu sorunun yanıtı, adalet müfettişleri üzerinden yine Adalet bakanlığının yargı üzerinde denetim anlamında işlem yapmaya devam edeceğini somut olarak ortaya koymaktadır.

            Yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesinin zorunlu sonucu olduğu için adalet müfettişlerine Anayasa’da yer verilmiş iken, şimdi HSYK müfettişlerinin öngörüldüğü bir yapıda, bu durumda çifte teftiş uygulaması ortaya çıkacaktır.

            Yapılan değişiklikle, adalet müfettişliği yönünden özde değişen bir şey olmamıştır. Adalet müfettişlerinin, HSYK müfettişi olması da sağlanmıştır. Diğer bakanlık müfettişlerinden farklı konumda olmaması gereken adalet müfettişleri, HSYK müfettişlerinin bile bulunduğu bir sistemde, ülkenin en yetkili müfettişleri konumuna getirilmişlerdir.

 

(2)

 

      Askerî Yargı

            Madde 145.

            Madde aşağıdaki şekilde değiştirilmektedir:

      Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

      Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.

      Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

      Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir

            Bu değişiklikle, Anayasa’nın 145. maddesinin kapsamı daraltılmaktadır. Askeri mahkemelerin görev alanı daraltılırken, aynı ölçütlere bağlı kılınarak, disiplin mahkemelerinin de görev alanı daraltılmaktadır. Dolayısıyla askeri disiplinle ilgili, maddenin kapsamı dışında kalan yer veya konularda artık disiplin mahkemeleri de görevli olmayacaktır. Böylece, disiplin mahkemeleri yönünden ve askeri disiplin yönünden üzerinde tartışılması gereken bir durum ortaya çıkmaktadır.

            Askeri yargının kapsamından sadece “askeri mahallerde işlenen suçlar” çıkartılmış, sivillerin de belli hallerde askeri mahkemelerde yargılanabilecekleri yolundaki Anayasa’nın 145. maddesinin ikinci fıkrasındaki hal de, savaş hali hariç tutularak yeni metne alınmamıştır.

            Değişiklik irdelendiğinde, değişiklikle güdülen amacın, askeri yargıda reform yapmak olmadığı, sadece süreçte belirli dava ve soruşturmalar nedeniyle yaşanan tartışmaların ortadan kaldırılarak, Anayasal engellerin bertaraf edilmesi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Askeri mahkemelerle ilgili kapsam daraltılmasına rağmen,  devletin güvenliğine ve anayasal düzen ile bu düzenin işleyişi aleyhine işlenen suçlarla ilgili konular burada ayrıca neden düzenlenmektedir?

            CMK 250. maddede yer alan ve “sıkıyönetim ve savaş hali dahil askeri mahkemelerin görevleri saklıdır” şeklindeki düzenleme nedeniyle, CMK 250. madde çerçevesinde kurulan geniş yetkili ağır ceza mahkemelerinin, CMK 250. maddede sayılan suçlarla sınırlı olan görev alanına, askeri mahkemelerin görevli olduğu konular girmemektedir. Buna rağmen, askeri mahkemelerin görev alanında kalan kişiler hakkındaki CMK 250. maddede sayılan suçlarla ilgili soruşturmalar da, CMK’ 250. madde uyarınca görev yapan savcılık ve mahkemelerce yürütülmüştür. Bu konu kamuoyunda bile yoğun tartışma yaratmış olup, bu tartışmalardan kaçış yolu olarak sonuçta CMK’nun anılan maddesinde TBMM’nde bir gece yarısı operasyonel bir değişikliğe gidildiği hafızalardadır.

            Yapılan o yasa değişikliği ile, anılan maddedeki “hali dahil” ibaresi, “halinde” şeklinde değiştirilmiş, böylece askeri mahkemelerin sadece sıkıyönetim ve savaş halindeki görevli olduğu konular, CMK 250. madde çerçevesinde görev yapan ağır ceza mahkemeleri ve savcılıklarının görev alanı dışında tutulmuştur. Diğer tüm durumlarda askeri mahkemelerin görevli olduğu konuların, CMK 250. maddede sayılan suçlardan olması durumunda, bu ağır ceza mahkemesi ve savcılıklarınca, Anayasa’nın 145. maddesindeki açık düzenlemeye rağmen soruşturulması ve yürütülmesi amaçlanmıştır.

            Süreçte Anayasa Mahkemesi, bu yasa değişikliği ile ilgili olarak açılan davada, anılan maddedeki “sıkıyönetim ve savaş halinde” kavramını iptal etmiş olup, CMK 250. madde çerçevesinde görev yapan savcılık ve mahkemelerin görevleri konusunda, mevzuat yönünden değişiklik öncesi duruma dönülmüştür. Bu düzenlemeye göre, askeri mahkemelerin görevli oldukları tüm konularda, CMK 250.i maddeyle görevli olan savcılık ve mahkemeler görevli değildir.

            Ancak, uygulamada bu düzenlemeye ve Anayasa’nın 145. maddesi açık hükmüne rağmen, CMK 250. madde çerçevesinde görev yapan savcılık ve mahkemelerce, askeri yargının görev alanında kalan konularda bile yürütülen dava ve soruşturmalarda yaşanan sorunlar nedeniyle,  Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği gece yarısı yasa değişikliği ile ilgili düzenlemeyi de dolanmak için, şimdi askeri yargının alanı daraltılıyor söylemlerine sığınılarak, devletin güvenliğine ve anayasal düzen ile bu düzenin işleyişi aleyhine işlenen suçlarla ilgili olarak her durumda adliye mahkemelerinin görevli olduğuna yönelik düzenleme Anayasa’ya sokulmaktadır.

            Bu hükmün Anayasa’ya sokulması demek, süreçte şu an CMK 250. madde çerçevesinde yürütülen işlemlerin, hukuksal yönden tartışmalı olduğunu ayrıca ortaya koymaktadır. Bu da şu ana kadar söz konusu dava ve soruşturmaları yürüten yargı organlarının, bağımsızlık ve tarafsızlık çerçevesinde görev yapmadığını göstermektedir. Bu düzenleme ile görevde ve emekli silahlı kuvvetler mensuplarını kapsamına alan darbeye teşebbüs söylemli soruşturma ve davalar ile ilgili olarak, neredeyse bir tek şu davaya şu mahkemede bakılır diye, amaçlanan davanın adı Anayasa’ya yazılmamıştır denilebilir.

            İstanbul’da halen yürütülen dava ve soruşturma aşama kaydettikçe, olası bir Anayasa tartışması yaşanmasın, yargılama ve soruşturmalar için bu hükümler Anayasal engel olarak görülmesin, askeri yargı görevli gibi olası bir durum söz konusu olmasın diye bu hükmün getirilmekte olduğu ortadadır. Kaldı ki, Anayasal düzenlemeler ve mevcut yasal düzenlemeler karşısında, halen yürütülen bazı dava ve soruşturmaların, gelecekte yapılması düşünülen Anayasa değişikliği ile görevlendirilecek mercilerce, daha şimdiden kendilerini görevli görerek yürütülmesi, yargısal sürecin nasıl bir kontrol altında işlediği yönünden ilginç bir örnektir.

            Görüldüğü üzere buradaki gerçek amaç, gerçekten bir reform değildir. İstanbul’daki görevli olmayan adli yargı mercileri tarafından yürütülen ve giderek yoğunlaşan hukuka aykırılık tartışmalarının yaşandığı soruşturmalar aşama kaydettikçe, bu soruşturmalarla varılan amaçları sürdürmek için, bu konuda da, yapılan yasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi’nce iptali karşısında, bu sefer Anayasal engelin kaldırılarak, Anayasa değişikliği ile sadece bu belirli dava ve soruşturmalara yönelik hükümler getirmektir.

 

(3)

 

            (Anayasa Mahkemesi)

            Kuruluşu

            Madde 146.

            Madde şu şekilde değiştirilmektedir:

      Anayasa Mahkemesi onyedi üyeden kurulur.

      Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

      “Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim  Kurulunun  kendi üyesi olmayan  yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.

      Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, … en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde … en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

      Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.

      Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

      Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar”.

            Son derece ayrıntılı düzenlenen maddede, Anayasa Mahkemesi’ni güçlendiren bir yapı değil, siyasi iradeye yaklaştıran bir yapı esas alınmıştır.

            Şimdi getirilmek istenen Anayasa Mahkemesi modeli, yasama organını etkin hukuksal denetime tabi tutamayacak bir modeldir. Anayasa Mahkemesinin, Yüce Divan görevini de sürdürdüğü gözetildiğinde, yürütmede görev yapanları “tarafsız yargılama” tartışmaları yaratabilecek nitelikte bir Anayasa Mahkemesi öngörülmektedir.

            Siyasi iktidar, karşılaştığı belirli sorunları artık yaşamak istememektedir. Anayasa Mahkemesi’nden partileri hakkında veya yasama işlemlerine ilişkin olarak, beklentilere aykırı karar çıkması arzulanmamaktadır. Siyasi iradenin beklentilerine aykırı karar çıktıkça, mevcut hükümet başkanının, “bu Anayasa Mahkemesi’ni kim denetleyecektir” sözlerini sarf ettiği hafızalardadır. Herhangi bir biçimde denetim altında bir Anayasa Mahkemesi olamaz. Ancak getirilen model yazılı olmayan bir denetim altında tutulacak Anayasa Mahkemesi modelidir.

            Daha önceden 11 asıl ve dört yedek üyeden oluşan Anayasa Mahkemesi’nde yedek üye uygulamasına son verilerek 17 kişilik bir mahkeme öngörülmektedir.

            2 kişi Sayıştay ve

         1 kişi Barolar tarafından gösterilecek adaylar arasından TBMM’ce;

         3 kişi Yargıtay,

         2 kişi Danıştay,

         1 kişi Askeri Yargıtay,

         1 kişi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi,

         3 kişi YÖK tarafından Cumhurbaşkanı’nca seçilecek ve

         4 kişi de doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecektir.

         17 üyesinden,  üçü TBMM, on dördü ise Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek

olan Anayasa Mahkemesi’nin bu yapılanması, mevcut siyasi çerçevede ele alındığı zaman bundan kaygı duyulmaması, Anayasa Mahkemesi’nin bağımsızlık ya da tarafsızlığından söz edilmesi mümkün değildir.

 

(4)

 

(Anayasa Mahkemesi)

            Üyelerinin Görev Süresi ve Üyeliğin Sona Ermesi

            Madde 147.

            Üyeliğin Sona Ermesi” olan madde başlığı değiştirilerek madde aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir:

      Anayasa Mahkemesi üyeleri oniki yıl için seçilirler. Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir”.

            Değişikliğin gerekçesinde, toplumsal değişimin mahkeme profiline yansıması için, üyeliğin süreli görev haline getirildiği belirtilmektedir. Anayasa Mahkemesine toplumsal değişim değil, yansıtılması gereken sadece hukuktur. Toplumdaki değer yargılarının, siyasal değerlerin değişmesi ve bu değişimin Mahkemeye yansıtılabilmesi için üyeliğin yasal yaş sınırına kadar değil, 12 yıl ölçütü benimsenerek düzenlenmesi, bu düzenlemenin siyasal amaçlarla yapıldığını göstermektedir. Mevcut üyeliklerin bir an önce boşalması hedeflenmekte ve yerlerine öngörülen yeni sisteme göre atama yapmayı amaçlamaktadırlar.

 

(5)

 

(Anayasa Mahkemesi)

            Görev ve Yetkileri

            Madde 148.

            Madde, aşağıda siyahla gösterilen eklemeler yapılarak ve beşinci maddesi gösterildiği biçimde değiştirilerek yeniden düzenlenmektedir:

      Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.

      “Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez.

      “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

      *Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.

      *Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

      “Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.

      “Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar.

      “Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.

      Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilir. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucunda verdiği kararlar kesindir..

            “Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir”.

            Dikkat çeken yeni düzenlemeler, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun getirilmesi ve Yüce Divan’da yargılanacak kişilerin artırılmasıdır.

           

Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerden, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi kapsamında korunanların, kamu gücü tarafından ihlal edilmesi durumunda, olağan yasa yollarının tüketilmiş olması koşuluyla, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulabilecektir. Anayasa’da yer almamasına rağmen, uluslararası sözleşmelerde ifadesini bulan temel hak ve özgürlükler de, Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası kapsamında, bu başvurulara konu edilebilecektir.

            Yapılan açıklamalarda değişiklik gerekçesi olarak gösterilen husus son derece dikkat çekicidir. Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde yapılan başvuruların artmış bulunması ve bu başvurular nedeniyle yüklü tazminatlar ödenmekte olması karşısında bu değişikliğin yapılması yoluna gidildiği ve yeni yaratılan bu “iç hukuk yolu” kullanılmadan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurulamayacağından, böyle bir önlemin düşünüldüğü belirtilmektedir. Tıpkı KKTC aleyhine Rumların başvurularının benzeri yöntemlerle önlenmeye çalışıldığı gibi…

            Bu yaklaşım, Anayasa değişikliğine hakim olan anlayışın ne olduğunu ve “hukuk devleti” söylemlerinin içinin ne kadar boş olduğunu göstermektedir.

 

(6)

 

(Anayasa Mahkemesi)

      Çalışma ve Yargılama Usulü

            Madde 149.

            Madde, şu şekilde değiştirilmektedir:

            *Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır. Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır. Genel Kurul, Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az oniki üye ile toplanır. Bölümler ve Genel Kurul, kararlarını salt çoğunlukla alır. Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturulabilir.

      “Siyasî partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılır, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanır.

“Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun


--
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız:
Google Grupları "pınarslayt" grubu.
İlginc buldugunuz POWER-POİNT (SLAYT-PPS) yayinlandigi gruptur. Sizinde paylasacaginiz slaytlar varsa gonderin. mutlaka eki slayt olsun
*Herkese açık web sitesi*
http://groups.google.com/group/pnarslayt
*E-posta*
pnarslayt@googlegroups.com
 
 
 
kaliteli slayt grubu
 
 
 
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/pnarslayt?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin